resim fotograf blog
...

deneme

<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->
deneme yazısı
Yorum (0) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Blogcu Rumuzları

Tarih: Perşembe, Mart 13, 2008 Saat: Kategori: internet
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->
Bloglarda kullanılan rumuzlar bazen e-mail adresi olarak farklı kişiler tarafından kullanılabiliyor. Ayrıca değişik blog sitelerinde aynı rumuza sahip farklı kişiler olabilir.
Bugün biri bana sitem etmiş. kendilerine yazılan bir yorumu benim yzdığımı sanıyormuş.

Ben bir yere yorum yazacaksam blogcu şifremle girip yazarım. Böylece blogcu.com bloglarında kimse benim rumuzumla yorum yazamaz. Yazarsa isimsiz girerek ayrıca rumuzumu yazması gerekir. Ben bunu hiç yapmam. Cbox denen yerlere de asla bir şey yazmam.

Sitem etmeden önce bana sorulmalı. Benimle aynı rumuzu kullanıyor diye kimseyi suçlayamam ama anlamadan bilmeden beni kınayan olursa onları iftiracılıkla suçlayabilirim.

Yorum (9) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Taksim Molası

Tarih: Salı, Ekim 2, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Bugün Şişhane'ye gitmek zorundaydım. Otobüsle gidip yürüyerek eve döndüm. Taksim'de mola vermek bu resimleri çekmek açısından iyi oldu.

Bu yazı aslında "Taksim'de Sanat" adlı yazımın devamıdır. O zaman bu serginin kalıcı olduğunu sanıyordum. Meğer sadece Ramazan Ayı için geçerliymiş! Tüh! Beyoğlu Belediyesi gerçekten işini bilmiyor. Taksim Meydanı her şeyiyle bir kültür ve sanat meydanı yapılsa çok iyi olurdu.

Serginin olduğu yerdeki bu çay bahçesi de kalıcı değil. Bakın Atatürk Kültür Merkezi'ne ne kadar da yakın üstelik. Atatürk Kültür Merkezi bildiğim kadarıyla daha çok opera, bale, klasik müzik gibi sadece Batı Medeniyeti kaynaklı sanatlara evsahipliği yapıyor. Zaten bu yüzden 20 milyonluk İstanbul'da Atatürk Kültür Merkezi'ni  bilenlerin sayısı bin kişiyi bile bulmuyor. Bu binayı her gün on binlerce kişi görür de bilmezler ne işe yaradığını. Herhalde burayı fabrika filan sanıyorlardır! Tabi bunda sözde kültür işlerimizden sorumlu kişilerin de payı var. Böyle şeyler bize mahsustur. Aşırı milliyetçi olup bir Topkapı Müzesi'nin semtini bile bilmemek gibi!

 

Serginin bir kısmı.. Burada çeşitli sanatlarımız, otantik tatlılarımız vesaire küçük dükkanlarda hem tanıtılıyor hem de bu dükkanlarda satış yapılıyor. Evvelki yazım için buraya tıklayın: Tasim'de Sanat

 

Çömlekçilik sanatını biraz olsun insanlara gösterebilmek tanıtabilmek için burada ter döken bir hanım efendi.

 

Bu dev havana "dibek" denir.

 

  

            Pamuk Helva...                        Osmanlı Macunu...                      Kâğıt Helva...

 

Buradan çevreye mis gibi gül kokuları dağılıyor. Sattıkları her şey gülden yapılmış!

ROZA Isparta Doğal Gül Ürünleri

Gül losyonu, gül toniği, gül vazelini, gül yağı, gül suyu, gül parfümü, gül sabunu, gül şampuanı, gül reçeli, gül lokumu... Keşke bir de çalışan elemanları gül karakterli olsaydı:)) Birisine birkaç soru sordum, adam elinde bir şeyle meşguldü. Kafasını kaldırıp bakmadı bile! Sorularıma ise çok gecikmeli cevap verdi. Bunlara şu söz söylenir: Sen gül satıyorsun ama yüzün sirke satıyor! Neyse oruçluydu herhalde. Önemli değil. Bu yazımı okuyunca daha sonra başka insanlara daha gülllere yaraşır davranırlar inşallah. Aslında bir de şu var: Dikensiz gül olmaz. O zaman gül gibi davranmamalarında yarar var:) İnsanlar büsbütün kaçar sonra:)

 

İncik-Boncuk şeyler. İnsan bunları görünce Eda Suner'in ele aldığı konuları hatırlamadan edemiyor:)

 

Sergide en takdir ettiğim esnaf: Resme dikkatle bakarsanız benim bir şey anlatmama gerek yok. Ama yine de bir şeyler anlatayım.

35 saniyede bardaklara isim yazıyorlarmış. Bu yaptıkları işin 185 yıl garantisi varmış:) Çok hoşuma gitti. Adam el becerisini ve mizahı bir araya getirmiş. İşini severek yapıyor anlaşılan. İnternette web sitesi de var: http://www.bardakyazilir.com/

İşsizim kimse iş vermiyor diye feryat edeceğine kafanı çalıştır, yeteneklerini keşfet, bu dünyada aç ve açıkta kalmazsın. Bir çevirmen arkadaşım var. Benim yaptığım iş meslek değil der yerinir durur. Niçin meslek olmasın? Severek yapıyorsan, alnının teriyle ve kimseyi aldatmadan nafakanı temin ediyorsan, yaptığın iş bir meslektir. Bu bardaklara yazı yazan kişinin işi de bir meslektir. Hem çok da güzel bir meslek. Çocukluğumda dayımın kızı Almanya'da adımı büyük bir kahve fincanına yazdırmış getirip bana hediye etmişti. Çok değerli bir hatıra olacağını o zamanlar bilmiyordum. Şimdi hâlâ o fincanı kullanırım. Bana hep çocukluk günlerimi, bahçemizi, tavuklarımızı hatırlatır.

Yorum (10) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Taksim'de Sanat

Tarih: Perşembe, Eylül 27, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Dün Taksim'de Beyoğlu Belediyesi'nin çok güzel çok önemli bir hizmetini gördüm. Taksim Meydanı'ndan Gezi Parkı'na girişteki bölgeyi düzenlemişler, bambaşka bir mekân haline getirmişler. Burada çeşitli sanat dallarımızla ilgili ve bazı geleneksel Türk sanatlarımızla ilgili dükkânlar var. Taksim'e yolunuz düşerse sakın uğramamazlık etmeyin. Çok da güzel çay evleri yapmışlar. Her bir dükkân birbirinden şirin, birbirinden güzel. Kalabalık olmaması bence Ramazan ayından değil henüz keşfedilmemesinden kaynaklanıyor olmalı. Çektiğim bazı fotoğraflar aşağıda.

 

HAT SANATI...

 

Bu tabloda "Hiç" yazıyor. Satın almak isterseniz, bir "hiç" için küçük bir servet ödemek zorundasınız:) Hat sanatı böyle bir şey işte. Yeter ki bu sanatın ehli ve gerçekten ustası olasınız. O zaman yazacağınız bir harfin bile paha biçilmez fiyatı olabilir! Örnek için burayı tıklayın: <<<>>>

 

Burada da hat sanatı ile ilgili malzemeler bulunuyor. Kamış kalemler, mürekkep, adını unuttuğum iki ayrı özel kâğıt cinsi. Kartvizitlerini almıştım. Bakalım ne yazıyor: Web siteleri varmış: http://www.hattatkamilnazik.com  Fiyatlar cidden çok yüksek. Anlaşılan sıradan bir sanatçı değil. Adam "hiç" bile yazsa para ediyor!

 

Bu da bitişik dükkân, "Ebru Sanatı" ile ilgili. Bu dükkânda en yukarda bir yazı görüyorsunuz. "Bu da geçer ya Hû" yazıyor. Çok sevdiğim bir söz. Yıllar önce benzer bir yazıyı ilk defa bir arkadaşımın kuruyemişçi dükkânında görmüştüm. Okuyunca şaşırmıştım. Arkadaşıma sormuştum: "Burada ne yazıyor biliyor musun?" Arkadaşım Kuran ayeti sanıyormuş. Ne yazdığını söyleyince çok çok şaşırmıştı:)) Ama buradakiler biliyordur tabi kendi yazdıkları şeyleri. Bunların da kartvizitlerinde web adresleri var: http://TurkEbru.com

 

NEYCİ..

Bütün dükkânlar, her şey çok güzel. Mükemmel bir atmosfer sağlanmış. Son derece sıcak ve güzel, şirin bir ortam.

 

HAVAİ LOSTRA

Yazıyı okuyamadınız mı? Aşağıya yazayım:

"O-hoooo! Ayakkabınızı yeni mi aldınız?"

"Hayır, Havai Lostra'da boyattım!"

Kuruluş: 1951

 

Dükkânların bir kısmından bir görünüş.

 

ÇİNİCİ

 

İPEK DOKUMA

Burada aynı zamanda defne sabunu (3 lira) ve defne yağı (4 lira) da satılıyor.

 

KIR KAHVESİ

Neskafe, nargile, boza, çay, kahve...

 

Buradaki siyah şeyler buhurdanlık. Tütsülük de denebilir. Tütsü bunların içinde yakılır, etrafta dolaştırılarak çıkan duman ile ev, cami, kilise veya türbe tütsülenir.

 

KUTNUCU

Dedelerimizden kalma bir kadın elbisesi vardı. Çok eski bir geleneksel Türk kadın giysiyiydi. Kutnu derlerdi. Ben düşünürdüm ki artık bu kumaşlardan hiçbir yerde bulunmaz. Ama bulunuyormuş! Bu geleneğimiz de korunmuş ve şimdi bile kutnu üretiliyormuş. Çok güzel.

 

Güzel bir köşe daha..

 

Beyoğlu belediyesi'nin çok güzel bir hizmetini anlatmaya çalıştım. Fotoğraf makinemin pili bir kez daha zamansız bittiği için daha fazla resim çekemedim. Resimler zaten o sıcak atmosferi yansıtmıyor. İmkânı olanlara gidip görmelerini tavsiye ederim. Taksim Meydanı'nda, anıt heykel tarafından Atatürk Kültür Merkezi yönüne doğru yürürken solda, meydana göre biraz yüksekte bulunan yerde.

Yorum (9) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Renk

Tarih: Çarşamba, Eylül 19, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Dün iftar vaktinde çektiğim bir fotoğraf. Şu tabiatın düzenine bakın. Turuncudan maviye nasıl bir geçiş yapılıyor. Arada sınır yok. Kaynaşma var. Bu kaynaşma ise iki tarafın da benliklerinden vazgeçmeleriyle oluyor. Mavi maviliğini korumak isteseydi turuncu turunculuğunu korumak isteseydi böyle bir manzara ile karşılaşamazdık.

Şu sayfaya uygun bir renk bulamadım gitti. Hangi sütun ne renk olsun, arka plan, linkler, başlık tarafı, yazı, nereyi ne renk yapacağım hakkında bir karara varamadım. Sonuç olarak hiç de uygun renk seçemiyorum.

 

Allah kainatın renklerini evirip çevirme işlerini bana verseydi ilk günde beni işten atardı. Gök yüzünün rengini her gün bambaşka renklerle değiştirirdim. Yapraklar tatlı krem rengi olurdu. Toprak kırmızı. Elmalar sadece yeşil, kirazlar pembe. Çileğinkini değiştirmezdim. Kötülükçü insanları renksiz bırakırdım. Utancından dışarı çıkamazlardı. Ama aslında değiştirdiğim hiç bir renk sabit kalmazdı. Tekrar tekrar değiştirirdim.

 

Bu problem bir seneyi aşkın süredir bende devam ediyor. Acaba bir psikoloğa mı baş vursam? Herhalde böyle bir şey yapacak olsam psikolog benim renk problemim ile uğraşmayacak. Böyle bir şey için psikoloğa başvurmamın hiç de normal olmadığını düşünerek bunun üstünde duracak.

 

Keşke tek derdim renkler olsaydı. Dertlerimi yazmaya kalksam dertlerle ilgili Google arama sonuçlarında en çok sonuç benimle ilgili olurdu kesinlikle.

 

Acaba diyorum şurada dertlerim diye bir kategori açsam da her gün dertlerimden birisini mi yazsam? "Sen anlat ben okurum" diyen olur mu?

Yorum (18) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Eminönü 6

Tarih: Çarşamba, Eylül 5, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Galata Köprüsü'nde balık tutanlar. Resim Otobüsten çekildi.

Bu resimler 24 Ağustosta çektiğim Eminönü fotoğraflarımın sonuncuları. Eminönü'de ne ararsanız bulabilirsiniz.

 

Dalgıç Aletleri

 

Bu resimde neler var:

Balıkadam bıçağı, maske kayışı, kulaklık, burun tıkacı, silikon bone, ağırlık kurşunu, dalgıç kemeri, ger çek..

 

Mares maske, silikonlu maske, yüzücü gözlüğü, çevirme lastik, deniz ayakkabısı, palamut, üçlü uç, tüfek kafası..

 

Naylon iplik, naylon örme..

Oltalarda kullanılan çok uzun naylon iplere misina denilmiyor muydu?

 

Kepçe çeşitleri.. Fiyatları 6,5 YTL, 7,5 YTL,...

Yorum (1) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Eminönü 5

Tarih: Pazar, Eylül 2, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Eminönü Çiçek Pazarı

 

Eminönü hakkındaki 5. fotoğraflara bakıp da her gün oraya gittiğimi sanmayın. Resimlerin tümünü 9 gün önce 24 Ağustosta çekmiştim. Bugün Çiçek Pazarı'nın resimlerinde sıra.

 

Cüce nar ağaçları, güller, süs biberleri ve adını bilmediğim başka süs bitkileri..

 

Çalı türü Nar ağaçları.

 

Yedi veren gülü çeşitleri...

 

Kaktüsler.

 

Kudret narı bitkisinin bildiğimiz nar ile hiçbir ilgisi yoktur. Aynı hıyar gibi kabak gibi yatişir. Çevremde bazı hastalıklar için deneyenler, memnun kalanlar çok. Yukardaki yazıyı okuyamıyorsanız kısaca şunu diyor: Gastrit, ülser gibi hastalıklara iyi gelirmiş. Şeker hastalığından dolayı kapanmayan yaralara sürülürse yara kapanırmış. Basur yani hemoroid sorununa karşı da faydalıymış.

 

Yeni lâle soğanları piyasaya çıkmış. Lâle soğanları Ekim - Kasım aylarında ekilir. Nisanda çiçek açarlar. Çiçekleri birkaç günde solar. Uğraşmaya hiç değmez. Bir lâle soğanı yılda bir defa çiçek açar. O da açarsa tabi. Yoksa sonraki yılın Nisan ayını beklersiniz. Yani yılda bir defa çiçek açan lâle için insanlar bir zamanlar neden o kadar bu bitkiyi ayyuka çıkarmışlar aklım ermedi bir türlü.
Lâle soğanı satıcıları soğanları güya türlerine göre ayırmışlar, üstüne nasıl çiçek açacak diye resim koymuşlar. İnanmayın. Sarı diye alırsınız kırmızı çıkar. İthâl lâle soğanları vardır. Özel ambalaj içinde. Onlara güvenebilirsiniz.

 

Arpacık soğanları: Yemeklerde kullandığımız soğanların üretilmesi lâle soğanları gibi kolay ve basit değil. Lâle soğanları kökten çoğalır. Yemeklik soğan ise şöyle çoğaltılabiliyor: Tohumu alınır. Tohumlar ekilir. Sonra bu resimdeki gibi arpacık soğanları elde edilir. Daha sonra bu arpacık soğanları ekilir. Bildiğimiz büyük soğanlar haline gelirler. Bu soğanlar toprakta kurutulur ve sökülüp satışa sunulur. Çok zahmetli iş. Soğan deyip geçmeyin!

 

Çiçek Pazarı'nde açıktan satılan çeştli tohumlar ve kuş yemleri.

 

Bu da Eminönü Çiçek Pazarı'nın olmazsa olmaz şeylerinden: Sülükçü! Yukarda yazıldığı gibi sülük deyip geçmeyin, şimdi modern tıp sinek kurtlarını bile tedavisi mümkün olmayan cerahatli yaralar için kullanıyorlar, süper sonuç alıyorlar. Sülük ise bizim millîleşmiş tedavi usullerimizdendir. Yeter ki bilinçli kullanılsın.

 

Bu minik kuşlar çok güzel. Sanki sahici değil gibi ama gerçek.

 

Ve ördekler.. Burası hayvanat bahçesi değil. Eminönü Çiçek Pazarı sadece.

 

Üst kafeste bir tür kertenkele. Nedir bilmiyorum. Bukalemun olabilirler. Alt kafeste ise tavşanlar görülüyor.

 

Bir kafese üç tavus kuşu hapsedilmiş. İstanbul Belediyesi şu çiçek pazarına çok daha geniş imkânlar kazandırsa.. Hayvanlara yazık oluyor. Ayrıca bunların ticaretini yapan kişilerde pek hayvan sevgisi yok gibi. Daha çok kâr gözetiliyor bence. Çünkü hayvanlar çok pis ortamlarda barındırılıyor.

 

Güvercinler de pis ortamdan şikâyetçi. Bunlar kesin bitlenmişlerdir:(

 

Yanımdaki arkadaşımın yüzünden dükkânlara girip akvaryum balıklarının, kanarya ve papağan çeşitlerinin resimlerini çekemedim. Bütün bu resimler Çiçek Pazarı'nın zenginliğini çok az yansıtıyor. Kaplumbağa, keklik, bıldırcın, süs tavukları, daha çok çok zengin hayvan ve bitki çeşitleri var.
Böylesi bir birikim çok küçük bir alana sıkıştırılmış. Oysa çevre müsait, en az üç misli genişlettirilebilir, Eminönü Çiçek Pazarı'na hem mini bir hayvanat bahçesi, hem de mini bir botanik parkı görünümü kazandırılabilir.

Yorum (13) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Eminönü 4

Tarih: Saturday, Eylül 1, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

TAHTAKALE'de Yok Yok!

 

Tahtakale'de telekomünikasyon merkezi.
İstanbulluların internet bağlantıları buradan dünyaya yayılıyor.

 

Nargilelik, çeşitli metallerden sürahiler, ibrikler, güğümler, sahanlar. Ayrıca çeşitli el işi zarif semaverler. Bunların her biri el işi galiba. Pek anlamam ama öyle görünüyor. Bunlar biraz turistik meta sınıfından.

 

Envayi çeşit sepetler, kutular..

 

Bunlar da kapılara koyulan boncuk perde çeşitleri. Yani bazı odalarınız için kapı yerine perde gibi şeylere ihtiyaç duyarsanız bakın Tahtakale'de her çeşidini bulabilirsiniz.

 

Tahta fıçılar. Muslukluları da var. Ayrıca tahta kovalar. Çok dekoratif şeyler.

 

Her çeşit şapka.. Seç beğen al!

 

Başlıkta boşuna yazmadım Tahtakale'de yok yok diye! Bakın sokak ayakkabı boyacıları için gereken her şey burada var. Siz de ayakkabı boyacılığı düşünüyorsanız buradan alın bir sandık ve boya, cilâ, fırça, vesaire, boş vakitlerinizde sokaklarda çok değişik bir uğraşıda bulunun. Bu resimde ve diğerlerinde "Hamak" çeşitleri de dikkatinizi çekmiştir.

 

Tahtakale'de bir sokak: Aslında her sokak sattığı şeyler açısından farklı farklıdır. Her yerin resmini çekemedim. Meselâ sobacıların olduğu sokak çok ilginç. Yanımdaki arkadaşımın gereksiz bunalımları yüzünden böyle oldu.

 

Çuvalcı bile var! Daha neler var neler, gezip görmelisiniz.

 

Burası da poşetçi. Çuvalcı olur da poşetçi olmaz mı?

 

Tırmık, kazma, kürek, çapa gibi ziraat aletleri de yine Tahtakale'de bulunur.

 

Askı çeşitleri.. Eviniz için gerekli her şeyi burada bulabilirsiniz. Ayrıca çeşitli kutular var ki bunların bir kısmı resimde görüldüğü gibi cilasız boyasız satılıyor. Tanesi 3 - 5 lira filan. Piyasada 20 - 30 liraya satılan Tarot kutularını buradan çok daha ucuza alabilirsinir. Kuran okuma rahlelerinin de zengin çeşitleri vardır.

Yorum (8) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Eminönü 3

Tarih: Cuma, Ağustos 31, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Tarihi Eminönü Balıkçısı

 

Balık-ekmek.. Eminönü'ye çocukluğumdan beri çok fazla yolum düşmüştür ama daha birkaç gün öncesine kadar hiç balık-ekmek yememiştim. Fena değilmiş. Yanında içecek olarak kola tavsiye ederim.

Bir arkadaşıma windows XP professional kurulum CD'sinin korsan versiyonundan almaya gitmiştik. Dönüşte bu resimdekilerden değil, Galata Köprüsü'nün alt katındaki lokantalardan birinde balık-ekmek yedik. Fiyatı 3 lira. Gayet lezzetli denebilir. Emin değilim. Karnım aç olduğu için bana öyle gelmiş olabilir. Hem yediğim ne balığıydı bilmiyorum. Köpek balığı bile olabilir. Gözümün önünde pişirecekler ki göreyim de içim rahat etsin. Bir dahaki sefere bu resimdeki adamlardan yerim balık ekmeğimi.

Yorum (5) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Sabah

Tarih: Çarşamba, Ağustos 29, 2007 Saat: Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Resimde en arka plandaki ağaçlıklı yer Okmeydanı'ında Dar-ül Aceze'nin bahçesi. Resmi zum yaparak çekince orası da yakın gibi görünmüş. Buraya çok uzak aslında.

 

 

Resimde belli olmuyor, bunlar normal bir tavuktan biraz daha büyüktür. Sesleri tavuk gaklamasından daha kuvvetli olup ayrıca değişik değişik sesler çıkarırlar. Eski yazılarımdan birinde anlatmıştım. Bağırmaları daha çok gece yarısından sonraki saatlerden sabaha kadarki süre içinde oluyor. İnsanları rahatsız etmek için kasıtlı yaptıklarını düşünüyorum.

 

Pabuç kadar gagaları var.

 

Yorum (7) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Kategoriler

ziyaretçi



En Üste Dön


Locations of visitors to this page
tracker