resim fotograf blog
...

Blogcu Rumuzları

Tarih: Perşembe, Mart 13, 2008 Saat: 20:12 Kategori: internet
Eski Sayfa->
Bloglarda kullanılan rumuzlar bazen e-mail adresi olarak farklı kişiler tarafından kullanılabiliyor. Ayrıca değişik blog sitelerinde aynı rumuza sahip farklı kişiler olabilir.
Bugün biri bana sitem etmiş. kendilerine yazılan bir yorumu benim yzdığımı sanıyormuş.

Ben bir yere yorum yazacaksam blogcu şifremle girip yazarım. Böylece blogcu.com bloglarında kimse benim rumuzumla yorum yazamaz. Yazarsa isimsiz girerek ayrıca rumuzumu yazması gerekir. Ben bunu hiç yapmam. Cbox denen yerlere de asla bir şey yazmam.

Sitem etmeden önce bana sorulmalı. Benimle aynı rumuzu kullanıyor diye kimseyi suçlayamam ama anlamadan bilmeden beni kınayan olursa onları iftiracılıkla suçlayabilirim.

Yorum (10) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Taksim Molası

Tarih: Salı, Ekim 2, 2007 Saat: 22:48 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

Bugün Şişhane'ye gitmek zorundaydım. Otobüsle gidip yürüyerek eve döndüm. Taksim'de mola vermek bu resimleri çekmek açısından iyi oldu.

Bu yazı aslında "Taksim'de Sanat" adlı yazımın devamıdır. O zaman bu serginin kalıcı olduğunu sanıyordum. Meğer sadece Ramazan Ayı için geçerliymiş! Tüh! Beyoğlu Belediyesi gerçekten işini bilmiyor. Taksim Meydanı her şeyiyle bir kültür ve sanat meydanı yapılsa çok iyi olurdu.

Serginin olduğu yerdeki bu çay bahçesi de kalıcı değil. Bakın Atatürk Kültür Merkezi'ne ne kadar da yakın üstelik. Atatürk Kültür Merkezi bildiğim kadarıyla daha çok opera, bale, klasik müzik gibi sadece Batı Medeniyeti kaynaklı sanatlara evsahipliği yapıyor. Zaten bu yüzden 20 milyonluk İstanbul'da Atatürk Kültür Merkezi'ni  bilenlerin sayısı bin kişiyi bile bulmuyor. Bu binayı her gün on binlerce kişi görür de bilmezler ne işe yaradığını. Herhalde burayı fabrika filan sanıyorlardır! Tabi bunda sözde kültür işlerimizden sorumlu kişilerin de payı var. Böyle şeyler bize mahsustur. Aşırı milliyetçi olup bir Topkapı Müzesi'nin semtini bile bilmemek gibi!

 

Serginin bir kısmı.. Burada çeşitli sanatlarımız, otantik tatlılarımız vesaire küçük dükkanlarda hem tanıtılıyor hem de bu dükkanlarda satış yapılıyor. Evvelki yazım için buraya tıklayın: Tasim'de Sanat

 

Çömlekçilik sanatını biraz olsun insanlara gösterebilmek tanıtabilmek için burada ter döken bir hanım efendi.

 

Bu dev havana "dibek" denir.

 

  

            Pamuk Helva...                        Osmanlı Macunu...                      Kâğıt Helva...

 

Buradan çevreye mis gibi gül kokuları dağılıyor. Sattıkları her şey gülden yapılmış!

ROZA Isparta Doğal Gül Ürünleri

Gül losyonu, gül toniği, gül vazelini, gül yağı, gül suyu, gül parfümü, gül sabunu, gül şampuanı, gül reçeli, gül lokumu... Keşke bir de çalışan elemanları gül karakterli olsaydı:)) Birisine birkaç soru sordum, adam elinde bir şeyle meşguldü. Kafasını kaldırıp bakmadı bile! Sorularıma ise çok gecikmeli cevap verdi. Bunlara şu söz söylenir: Sen gül satıyorsun ama yüzün sirke satıyor! Neyse oruçluydu herhalde. Önemli değil. Bu yazımı okuyunca daha sonra başka insanlara daha gülllere yaraşır davranırlar inşallah. Aslında bir de şu var: Dikensiz gül olmaz. O zaman gül gibi davranmamalarında yarar var:) İnsanlar büsbütün kaçar sonra:)

 

İncik-Boncuk şeyler. İnsan bunları görünce Eda Suner'in ele aldığı konuları hatırlamadan edemiyor:)

 

Sergide en takdir ettiğim esnaf: Resme dikkatle bakarsanız benim bir şey anlatmama gerek yok. Ama yine de bir şeyler anlatayım.

35 saniyede bardaklara isim yazıyorlarmış. Bu yaptıkları işin 185 yıl garantisi varmış:) Çok hoşuma gitti. Adam el becerisini ve mizahı bir araya getirmiş. İşini severek yapıyor anlaşılan. İnternette web sitesi de var: http://www.bardakyazilir.com/

İşsizim kimse iş vermiyor diye feryat edeceğine kafanı çalıştır, yeteneklerini keşfet, bu dünyada aç ve açıkta kalmazsın. Bir çevirmen arkadaşım var. Benim yaptığım iş meslek değil der yerinir durur. Niçin meslek olmasın? Severek yapıyorsan, alnının teriyle ve kimseyi aldatmadan nafakanı temin ediyorsan, yaptığın iş bir meslektir. Bu bardaklara yazı yazan kişinin işi de bir meslektir. Hem çok da güzel bir meslek. Çocukluğumda dayımın kızı Almanya'da adımı büyük bir kahve fincanına yazdırmış getirip bana hediye etmişti. Çok değerli bir hatıra olacağını o zamanlar bilmiyordum. Şimdi hâlâ o fincanı kullanırım. Bana hep çocukluk günlerimi, bahçemizi, tavuklarımızı hatırlatır.

Yorum (10) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Taksim'de Sanat

Tarih: Perşembe, Eylül 27, 2007 Saat: 03:46 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

Dün Taksim'de Beyoğlu Belediyesi'nin çok güzel çok önemli bir hizmetini gördüm. Taksim Meydanı'ndan Gezi Parkı'na girişteki bölgeyi düzenlemişler, bambaşka bir mekân haline getirmişler. Burada çeşitli sanat dallarımızla ilgili ve bazı geleneksel Türk sanatlarımızla ilgili dükkânlar var. Taksim'e yolunuz düşerse sakın uğramamazlık etmeyin. Çok da güzel çay evleri yapmışlar. Her bir dükkân birbirinden şirin, birbirinden güzel. Kalabalık olmaması bence Ramazan ayından değil henüz keşfedilmemesinden kaynaklanıyor olmalı. Çektiğim bazı fotoğraflar aşağıda.

 

HAT SANATI...

 

Bu tabloda "Hiç" yazıyor. Satın almak isterseniz, bir "hiç" için küçük bir servet ödemek zorundasınız:) Hat sanatı böyle bir şey işte. Yeter ki bu sanatın ehli ve gerçekten ustası olasınız. O zaman yazacağınız bir harfin bile paha biçilmez fiyatı olabilir! Örnek için burayı tıklayın: <<<>>>

 

Burada da hat sanatı ile ilgili malzemeler bulunuyor. Kamış kalemler, mürekkep, adını unuttuğum iki ayrı özel kâğıt cinsi. Kartvizitlerini almıştım. Bakalım ne yazıyor: Web siteleri varmış: http://www.hattatkamilnazik.com  Fiyatlar cidden çok yüksek. Anlaşılan sıradan bir sanatçı değil. Adam "hiç" bile yazsa para ediyor!

 

Bu da bitişik dükkân, "Ebru Sanatı" ile ilgili. Bu dükkânda en yukarda bir yazı görüyorsunuz. "Bu da geçer ya Hû" yazıyor. Çok sevdiğim bir söz. Yıllar önce benzer bir yazıyı ilk defa bir arkadaşımın kuruyemişçi dükkânında görmüştüm. Okuyunca şaşırmıştım. Arkadaşıma sormuştum: "Burada ne yazıyor biliyor musun?" Arkadaşım Kuran ayeti sanıyormuş. Ne yazdığını söyleyince çok çok şaşırmıştı:)) Ama buradakiler biliyordur tabi kendi yazdıkları şeyleri. Bunların da kartvizitlerinde web adresleri var: http://TurkEbru.com

 

NEYCİ..

Bütün dükkânlar, her şey çok güzel. Mükemmel bir atmosfer sağlanmış. Son derece sıcak ve güzel, şirin bir ortam.

 

HAVAİ LOSTRA

Yazıyı okuyamadınız mı? Aşağıya yazayım:

"O-hoooo! Ayakkabınızı yeni mi aldınız?"

"Hayır, Havai Lostra'da boyattım!"

Kuruluş: 1951

 

Dükkânların bir kısmından bir görünüş.

 

ÇİNİCİ

 

İPEK DOKUMA

Burada aynı zamanda defne sabunu (3 lira) ve defne yağı (4 lira) da satılıyor.

 

KIR KAHVESİ

Neskafe, nargile, boza, çay, kahve...

 

Buradaki siyah şeyler buhurdanlık. Tütsülük de denebilir. Tütsü bunların içinde yakılır, etrafta dolaştırılarak çıkan duman ile ev, cami, kilise veya türbe tütsülenir.

 

KUTNUCU

Dedelerimizden kalma bir kadın elbisesi vardı. Çok eski bir geleneksel Türk kadın giysiyiydi. Kutnu derlerdi. Ben düşünürdüm ki artık bu kumaşlardan hiçbir yerde bulunmaz. Ama bulunuyormuş! Bu geleneğimiz de korunmuş ve şimdi bile kutnu üretiliyormuş. Çok güzel.

 

Güzel bir köşe daha..

 

Beyoğlu belediyesi'nin çok güzel bir hizmetini anlatmaya çalıştım. Fotoğraf makinemin pili bir kez daha zamansız bittiği için daha fazla resim çekemedim. Resimler zaten o sıcak atmosferi yansıtmıyor. İmkânı olanlara gidip görmelerini tavsiye ederim. Taksim Meydanı'nda, anıt heykel tarafından Atatürk Kültür Merkezi yönüne doğru yürürken solda, meydana göre biraz yüksekte bulunan yerde.

Yorum (9) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Renk

Tarih: Çarşamba, Eylül 19, 2007 Saat: 01:00 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

Dün iftar vaktinde çektiğim bir fotoğraf. Şu tabiatın düzenine bakın. Turuncudan maviye nasıl bir geçiş yapılıyor. Arada sınır yok. Kaynaşma var. Bu kaynaşma ise iki tarafın da benliklerinden vazgeçmeleriyle oluyor. Mavi maviliğini korumak isteseydi turuncu turunculuğunu korumak isteseydi böyle bir manzara ile karşılaşamazdık.

Şu sayfaya uygun bir renk bulamadım gitti. Hangi sütun ne renk olsun, arka plan, linkler, başlık tarafı, yazı, nereyi ne renk yapacağım hakkında bir karara varamadım. Sonuç olarak hiç de uygun renk seçemiyorum.

 

Allah kainatın renklerini evirip çevirme işlerini bana verseydi ilk günde beni işten atardı. Gök yüzünün rengini her gün bambaşka renklerle değiştirirdim. Yapraklar tatlı krem rengi olurdu. Toprak kırmızı. Elmalar sadece yeşil, kirazlar pembe. Çileğinkini değiştirmezdim. Kötülükçü insanları renksiz bırakırdım. Utancından dışarı çıkamazlardı. Ama aslında değiştirdiğim hiç bir renk sabit kalmazdı. Tekrar tekrar değiştirirdim.

 

Bu problem bir seneyi aşkın süredir bende devam ediyor. Acaba bir psikoloğa mı baş vursam? Herhalde böyle bir şey yapacak olsam psikolog benim renk problemim ile uğraşmayacak. Böyle bir şey için psikoloğa başvurmamın hiç de normal olmadığını düşünerek bunun üstünde duracak.

 

Keşke tek derdim renkler olsaydı. Dertlerimi yazmaya kalksam dertlerle ilgili Google arama sonuçlarında en çok sonuç benimle ilgili olurdu kesinlikle.

 

Acaba diyorum şurada dertlerim diye bir kategori açsam da her gün dertlerimden birisini mi yazsam? "Sen anlat ben okurum" diyen olur mu?

Yorum (18) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Eminönü 6

Tarih: Çarşamba, Eylül 5, 2007 Saat: 04:54 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

Galata Köprüsü'nde balık tutanlar. Resim Otobüsten çekildi.

Bu resimler 24 Ağustosta çektiğim Eminönü fotoğraflarımın sonuncuları. Eminönü'de ne ararsanız bulabilirsiniz.

 

Dalgıç Aletleri

 

Bu resimde neler var:

Balıkadam bıçağı, maske kayışı, kulaklık, burun tıkacı, silikon bone, ağırlık kurşunu, dalgıç kemeri, ger çek..

 

Mares maske, silikonlu maske, yüzücü gözlüğü, çevirme lastik, deniz ayakkabısı, palamut, üçlü uç, tüfek kafası..

 

Naylon iplik, naylon örme..

Oltalarda kullanılan çok uzun naylon iplere misina denilmiyor muydu?

 

Kepçe çeşitleri.. Fiyatları 6,5 YTL, 7,5 YTL,...

Yorum (1) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Eminönü 4

Tarih: Cumartesi, Eylül 1, 2007 Saat: 00:23 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

TAHTAKALE'de Yok Yok!

 

Tahtakale'de telekomünikasyon merkezi.
İstanbulluların internet bağlantıları buradan dünyaya yayılıyor.

 

Nargilelik, çeşitli metallerden sürahiler, ibrikler, güğümler, sahanlar. Ayrıca çeşitli el işi zarif semaverler. Bunların her biri el işi galiba. Pek anlamam ama öyle görünüyor. Bunlar biraz turistik meta sınıfından.

 

Envayi çeşit sepetler, kutular..

 

Bunlar da kapılara koyulan boncuk perde çeşitleri. Yani bazı odalarınız için kapı yerine perde gibi şeylere ihtiyaç duyarsanız bakın Tahtakale'de her çeşidini bulabilirsiniz.

 

Tahta fıçılar. Muslukluları da var. Ayrıca tahta kovalar. Çok dekoratif şeyler.

 

Her çeşit şapka.. Seç beğen al!

 

Başlıkta boşuna yazmadım Tahtakale'de yok yok diye! Bakın sokak ayakkabı boyacıları için gereken her şey burada var. Siz de ayakkabı boyacılığı düşünüyorsanız buradan alın bir sandık ve boya, cilâ, fırça, vesaire, boş vakitlerinizde sokaklarda çok değişik bir uğraşıda bulunun. Bu resimde ve diğerlerinde "Hamak" çeşitleri de dikkatinizi çekmiştir.

 

Tahtakale'de bir sokak: Aslında her sokak sattığı şeyler açısından farklı farklıdır. Her yerin resmini çekemedim. Meselâ sobacıların olduğu sokak çok ilginç. Yanımdaki arkadaşımın gereksiz bunalımları yüzünden böyle oldu.

 

Çuvalcı bile var! Daha neler var neler, gezip görmelisiniz.

 

Burası da poşetçi. Çuvalcı olur da poşetçi olmaz mı?

 

Tırmık, kazma, kürek, çapa gibi ziraat aletleri de yine Tahtakale'de bulunur.

 

Askı çeşitleri.. Eviniz için gerekli her şeyi burada bulabilirsiniz. Ayrıca çeşitli kutular var ki bunların bir kısmı resimde görüldüğü gibi cilasız boyasız satılıyor. Tanesi 3 - 5 lira filan. Piyasada 20 - 30 liraya satılan Tarot kutularını buradan çok daha ucuza alabilirsinir. Kuran okuma rahlelerinin de zengin çeşitleri vardır.

Yorum (8) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Sabah

Tarih: Çarşamba, August 29, 2007 Saat: 07:50 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

Resimde en arka plandaki ağaçlıklı yer Okmeydanı'ında Dar-ül Aceze'nin bahçesi. Resmi zum yaparak çekince orası da yakın gibi görünmüş. Buraya çok uzak aslında.

 

 

Resimde belli olmuyor, bunlar normal bir tavuktan biraz daha büyüktür. Sesleri tavuk gaklamasından daha kuvvetli olup ayrıca değişik değişik sesler çıkarırlar. Eski yazılarımdan birinde anlatmıştım. Bağırmaları daha çok gece yarısından sonraki saatlerden sabaha kadarki süre içinde oluyor. İnsanları rahatsız etmek için kasıtlı yaptıklarını düşünüyorum.

 

Pabuç kadar gagaları var.

 

Yorum (7) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Eminönü 2

Tarih: Çarşamba, August 29, 2007 Saat: 04:44 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

 

MISIR ÇARŞISI

 

Solda Eminönü Yeni Cami, sağda Mısır Çarşısı.

 

Bu fotoğrafı otobüsten çekmiştim. En üsttekini otobüsten inince..

Burada, uzaktan Mısır Çarşısı'nın ön girişi ve biraz da profilden bir görünüşü. Yan tarafta her çeşit peynir, zeytin, salça, pastırma gibi şeyler satılır. Bu şeylerin envayi çeşidini orada bulabilirsiniz. Meselâ acı biber salçası, acı olmayan biber salçası, az acı biber salçası gibi her şeyin her çeşidi var. Bu görünen kısma sağ taraf dersek, bir de sol tarafı var tabi doğal olarak. Sol taraf çiçek pazarıdır. Oranın fotoğraflarını önümüzdeki günlerde burada görebilirsiniz.

 

Mısır Çarşısı'nın ön girişinin daha yakından görünüşü. Şu sağdaki küçük belediye kulübesi tarihi dokuya zarar veriyor. İtimap peynircisinin tabelası da öyle.

 

Burası da Mısır Çarşısı'na Tahtakale yönünden yaklaşırken. Bakın ilerde Tahtakele yönü çarşı girişi görünüyor.

 

Son olarak, Mısır Çarşısı'nın içinden bir görüntü.

Mısır Çarşısı hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler Google'dan araştırablirler.

Ama şu birkaç şeyi yazayım: İçerde her türlü baharatlar mevcuttur. Kuruyemiş, şekerleme çeşitleri vesaire bol bol vardır. Kına da bulunur.

Eski istanbulluların tütsülerinden de bulabilirsiniz. Meselâ yedi dükkân süprüntüsü! Her eve lâzımdır. Yolunuz Eminönü'ye düşerse Mısır Çarşısı'na uğrayıp yedi dükkân süprüntüsü almayı unutmayın. Evinizde sıkıntı mı var, nazar mı var, misafirler gidince ağırlıkları mı kalıyor, yedi dükkân süprüntüsünü yakıp evde tüttüre tüttüre dolaştırın, evi tütsüleyin. Çok iyi gelir. Fiyatı mı? Fazla pahalı değil. 3 liralık filan alsanız birkaç defa ev tütsülemek için yeter.

 

Yorum (1) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Eminönü 1

Tarih: Pazartesi, August 27, 2007 Saat: 03:38 Kategori: Foto Blog
Eski Sayfa->

 

Eminönü'de İstanbul Ticaret Odası'nın düzenlediği sanat ve elişleri sergisi gibi bir yer.

 

 

Bu resimde 10 liraya karakalem portre karikatür çizen bir adam ve müşterisi.

 

 

Bu adam, portreyi 20 liraya karikatürleri ise 10 liraya çiziyor.

 

 

Burada da hint kınası ile geçici dövme yapan genç bir dövme sanatçısı ve genç müşterisi görülüyor.

 

Maşallah her birinin müşterisi vardı. Kafasını çalıştırana gerçekten İstanbul'un taşı toprağı altın!

 

Yorum (4) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Bir Zamanlar

Tarih: Cuma, August 17, 2007 Saat: 02:05 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

 

O zamanlara dönmek ister miydiniz? Yani o günler bugünlerden çok daha iyiydi veya iyiymiş diyenler var mı?

 

Bugün televizyonda gördüğüm bir Kemal Sunal filmi bana çocukluğumu hatırlattı. 70’li yılların ortaları olabilir. Ben küçük bir çocuktum.

Günümüzde her yerde kolayca bulunulabilen temel tüketim maddeleri zor bulunuyordu. Yağ yok, tüpgaz yok, sigara yok, gaz yok.

 

* * *

 

Gaz:

Biz gaz derdik. Aslında gaz yağı denir. Bir zamanların çok önemli bir ihtiyaç maddesiydi.

Nerelerde kullanılırdı:

1) Meselâ bir zamanlar gaz ocağı diye bir aygıt vardı. Taşıması kolay, kullanışlı küçük bir şeydi. Dibinde yarım litre kadar sıvı alabilen haznesi bulunurdu. Yukarsında aynı küçük tüpgazların üstündeki gibi yanan yeri vardı. Yakmadan önce pompa yapılan bir çubukla birkaç defa pompa yapılırdı ki gazyağı yukarı çıksın. Şimdi onlar antika olmuştur. Ama burayı okuyup da beni yaşlı sanmayın:)) Henüz gencim daha:)) Biz toplum olarak genelde sadece çok yoksulduk, her yeniliğe kolayca adapte olamıyorduk.

 

2) Eskiden çok sık elektrik kesintileri yapılırdı. Her evde baş köşede gaz lambaları bulunurdu. Duvarlara asılacak şekilde yapılmış, şişeli şeylerdi. Alt şişesi sıvı gaz yağı içindi, üst şişesi ise yanan gazın hava akımlarından etkilenmemesi için, alevi koruyucu görevindeydi. Ayrıca bu üst şişe sayesinde gazyağı is çıkarmadan yanardı.

 

3) Eskiden gaz yağı yakan gaz sobaları vardı. Kimi gaz sobaları büyük, kimileri küçük olurdu. Küçük olanlar bugünkü katalitikler gibi borusuzdu. Bizimki de borusuz küçüklerinden biriydi. Üzerinde ekmek kızartılabilmesi avantajı da vardı. Küçük bir odayı o minik soba iyice ısıtabiliyordu. Evi kokuturdu ama zehirlenmezdik:))

Çok küçük yaşlarımda annem elime küçük bir gaz bidonu verirdi: "Helvacı Bakkal’a gaz gelmiş. Git hemen al."

Bakkala gittiğim zaman, bakkal "yok" demeyip bidonu doldurunca kendimi önemli bir adammış gibi hissederdim. Mavi kâğıt 5 lira şimdi gözümün önüne geldi. Bakkala uzatıyorum.

 

Sigara:

Bakkalların eline sigara geçtiği zaman herkese satmazlardı. Önemli müşterilerine satarlardı.

 

Sana Yağı: Biz o zaman margarin yerine sanayağ derdik. Bir bakkala yağ geldiğini duyan mahalleli bakkalın önünde kuyruk oluştururdu. Bazen bakkallar herkese yağ yetsin diye kişi başına en fazla iki paket yağ verirlerdi.

 

Tüpgaz:

Bu da yokluğunu çektiğimiz şeylerdendi. Kurtuluş’taki Aygaz bayiine tüpgaz geldiğini duyunca annem verirdi küçük ellerime küçük bir tüp, Kenanla gidin alın derdi. Gitmek, bir de en az yarım saat kuyrukta sıra beklemek vardı. Küçücük çocuğa yapılacak şey miydi? Ben olsaydım çocuğuma yapmazdım doğrusu. Kenan ise benden bir yaş küçüktü. Bir tüp de annesi verirdi Kenan’a. İki minik çocuk, ellerinde küçük tüpgazlar, tüpgaz bayisinin yolunu tutardık. Biz o zaman tüpgaz demezdik. Aygaz derdik. Bir de mavi ipragaz vardı ki pek fazla yaygın değildi. Ona da mavi aygaz derdik çocuk aklımızla:) Yollarda dinlene dinlene giderdik. Gidişte boş halini taşımak bile bizim için çok zordu. Dönüşte dolusu ile onca yol yürümek tam bir eziyetti. Bir de kuyrukta beklemek vardı. Bir keresinde hiç unutmam, tam sıra Kenan’la bana geldiği zaman tüp bitmişti. Kuyruktaki herkes söylene söylene geri dönmüştü.

Kurtuluş’ta tüpgaz bulamazsak Kasımpaşa’ya giderdik. Yakın sayılırdı. Ama annem beni oraya tek başıma göndermezdi. Beraber giderdik. Tüpü de annem taşırdı.

 

Ekmek:

Buna yeni gençlerin inanası gelmeyebilir ama ekmek için bile kuyrukta beklediğimiz günler olmuştu.

 

* * *

 

Sonra yine o zamanlarda sağ sol çatışmaları yoğundu. Her yerden cinayet haberleri gelirdi. Memlekette küçük çaplı bir iç savaş vardı.

 

Çocukluğumun daha erken zamanları böyle geçti. Yokluklar, anarşi, fakirlik. Her an bir yakınımız öldürülecek endişesiyle yaşıyorduk.

 

* * *

 

Abim lise birinci sınıftayken okul (Kasımpaşa Lisesi) basılmış, bazı öğrenciler tutuklanmış. Abimi de tutuklamışlardı. Hastal’daki yerde 10 gün kadar hapis kaldı. Orası askeri cezaevi veya askeri kışla olabilirdi. Çocuktum. Aklımda kalmamış.

O yıl abim lisede başarısız oldu. Sonraki yıl tekrarlayacaktı. Babam korkusundan bırakmadı. Almanya’daki dayım abimin buradaki anarşi ortamında okuyamaması üzerine istedi ki kızı ile formalite evlilik yaptırsın abimi Almanya’ya aldırsın. Her açıdan hayatı kurtulur diyordu dayım. Babam kabul etmedi. Kısacası abim ne okuyabildi ne de Almanyaya gidebildi.

 

Gençler o zamanlar siyasi konularda çok aktifti. Sağ kalanların bir kısmı şimdi kalantor iş adamları olup onların çocukları, kendi gençliklerinde aşağıladıkları lümpen* cinsi yaratıklar oldular.

* * *

Bazı davalara girip canını ortaya koymak, ölmek ya da öldürmek hep gençlikte oluyor.

Bekârlık yüzünden de olabilir. Evlenince çoluk çocuğa karışınca ne dava kalıyor ne devrimcilik.

* * *


* dipnotu:

Lümpen ne demek: ...

---Sonradan yani 26 Eylül 2007 tarihinde eklenen not: "Lümpen hakkında" aşağıdaki katkılarda gereken açıklamalar vardır.

Yorum (6) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Kategoriler

ziyaretçi



En Üste Dön
best counter

Locations of visitors to this page
tracker