resim fotograf blog
...

Bir Zamanlar

Tarih: Cuma, August 17, 2007 Saat: 02:05 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

 

O zamanlara dönmek ister miydiniz? Yani o günler bugünlerden çok daha iyiydi veya iyiymiş diyenler var mı?

 

Bugün televizyonda gördüğüm bir Kemal Sunal filmi bana çocukluğumu hatırlattı. 70’li yılların ortaları olabilir. Ben küçük bir çocuktum.

Günümüzde her yerde kolayca bulunulabilen temel tüketim maddeleri zor bulunuyordu. Yağ yok, tüpgaz yok, sigara yok, gaz yok.

 

* * *

 

Gaz:

Biz gaz derdik. Aslında gaz yağı denir. Bir zamanların çok önemli bir ihtiyaç maddesiydi.

Nerelerde kullanılırdı:

1) Meselâ bir zamanlar gaz ocağı diye bir aygıt vardı. Taşıması kolay, kullanışlı küçük bir şeydi. Dibinde yarım litre kadar sıvı alabilen haznesi bulunurdu. Yukarsında aynı küçük tüpgazların üstündeki gibi yanan yeri vardı. Yakmadan önce pompa yapılan bir çubukla birkaç defa pompa yapılırdı ki gazyağı yukarı çıksın. Şimdi onlar antika olmuştur. Ama burayı okuyup da beni yaşlı sanmayın:)) Henüz gencim daha:)) Biz toplum olarak genelde sadece çok yoksulduk, her yeniliğe kolayca adapte olamıyorduk.

 

2) Eskiden çok sık elektrik kesintileri yapılırdı. Her evde baş köşede gaz lambaları bulunurdu. Duvarlara asılacak şekilde yapılmış, şişeli şeylerdi. Alt şişesi sıvı gaz yağı içindi, üst şişesi ise yanan gazın hava akımlarından etkilenmemesi için, alevi koruyucu görevindeydi. Ayrıca bu üst şişe sayesinde gazyağı is çıkarmadan yanardı.

 

3) Eskiden gaz yağı yakan gaz sobaları vardı. Kimi gaz sobaları büyük, kimileri küçük olurdu. Küçük olanlar bugünkü katalitikler gibi borusuzdu. Bizimki de borusuz küçüklerinden biriydi. Üzerinde ekmek kızartılabilmesi avantajı da vardı. Küçük bir odayı o minik soba iyice ısıtabiliyordu. Evi kokuturdu ama zehirlenmezdik:))

Çok küçük yaşlarımda annem elime küçük bir gaz bidonu verirdi: "Helvacı Bakkal’a gaz gelmiş. Git hemen al."

Bakkala gittiğim zaman, bakkal "yok" demeyip bidonu doldurunca kendimi önemli bir adammış gibi hissederdim. Mavi kâğıt 5 lira şimdi gözümün önüne geldi. Bakkala uzatıyorum.

 

Sigara:

Bakkalların eline sigara geçtiği zaman herkese satmazlardı. Önemli müşterilerine satarlardı.

 

Sana Yağı: Biz o zaman margarin yerine sanayağ derdik. Bir bakkala yağ geldiğini duyan mahalleli bakkalın önünde kuyruk oluştururdu. Bazen bakkallar herkese yağ yetsin diye kişi başına en fazla iki paket yağ verirlerdi.

 

Tüpgaz:

Bu da yokluğunu çektiğimiz şeylerdendi. Kurtuluş’taki Aygaz bayiine tüpgaz geldiğini duyunca annem verirdi küçük ellerime küçük bir tüp, Kenanla gidin alın derdi. Gitmek, bir de en az yarım saat kuyrukta sıra beklemek vardı. Küçücük çocuğa yapılacak şey miydi? Ben olsaydım çocuğuma yapmazdım doğrusu. Kenan ise benden bir yaş küçüktü. Bir tüp de annesi verirdi Kenan’a. İki minik çocuk, ellerinde küçük tüpgazlar, tüpgaz bayisinin yolunu tutardık. Biz o zaman tüpgaz demezdik. Aygaz derdik. Bir de mavi ipragaz vardı ki pek fazla yaygın değildi. Ona da mavi aygaz derdik çocuk aklımızla:) Yollarda dinlene dinlene giderdik. Gidişte boş halini taşımak bile bizim için çok zordu. Dönüşte dolusu ile onca yol yürümek tam bir eziyetti. Bir de kuyrukta beklemek vardı. Bir keresinde hiç unutmam, tam sıra Kenan’la bana geldiği zaman tüp bitmişti. Kuyruktaki herkes söylene söylene geri dönmüştü.

Kurtuluş’ta tüpgaz bulamazsak Kasımpaşa’ya giderdik. Yakın sayılırdı. Ama annem beni oraya tek başıma göndermezdi. Beraber giderdik. Tüpü de annem taşırdı.

 

Ekmek:

Buna yeni gençlerin inanası gelmeyebilir ama ekmek için bile kuyrukta beklediğimiz günler olmuştu.

 

* * *

 

Sonra yine o zamanlarda sağ sol çatışmaları yoğundu. Her yerden cinayet haberleri gelirdi. Memlekette küçük çaplı bir iç savaş vardı.

 

Çocukluğumun daha erken zamanları böyle geçti. Yokluklar, anarşi, fakirlik. Her an bir yakınımız öldürülecek endişesiyle yaşıyorduk.

 

* * *

 

Abim lise birinci sınıftayken okul (Kasımpaşa Lisesi) basılmış, bazı öğrenciler tutuklanmış. Abimi de tutuklamışlardı. Hastal’daki yerde 10 gün kadar hapis kaldı. Orası askeri cezaevi veya askeri kışla olabilirdi. Çocuktum. Aklımda kalmamış.

O yıl abim lisede başarısız oldu. Sonraki yıl tekrarlayacaktı. Babam korkusundan bırakmadı. Almanya’daki dayım abimin buradaki anarşi ortamında okuyamaması üzerine istedi ki kızı ile formalite evlilik yaptırsın abimi Almanya’ya aldırsın. Her açıdan hayatı kurtulur diyordu dayım. Babam kabul etmedi. Kısacası abim ne okuyabildi ne de Almanyaya gidebildi.

 

Gençler o zamanlar siyasi konularda çok aktifti. Sağ kalanların bir kısmı şimdi kalantor iş adamları olup onların çocukları, kendi gençliklerinde aşağıladıkları lümpen* cinsi yaratıklar oldular.

* * *

Bazı davalara girip canını ortaya koymak, ölmek ya da öldürmek hep gençlikte oluyor.

Bekârlık yüzünden de olabilir. Evlenince çoluk çocuğa karışınca ne dava kalıyor ne devrimcilik.

* * *


* dipnotu:

Lümpen ne demek: ...

---Sonradan yani 26 Eylül 2007 tarihinde eklenen not: "Lümpen hakkında" aşağıdaki katkılarda gereken açıklamalar vardır.

Yorum (6) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Güneş Balçıkla Sıvanamaz

Tarih: Çarşamba, Mayıse 20, 2007 Saat: 16:41 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Halkımızın arasındaki görüş ayrılıkları hoş olmayan boyutlara ulaşıyor. Şimdi bir de Atatürk'ü paylaşamama var. Her kesim onu kendi istediği gibi görmeye çalışırsa, evrensel bir deha olan Atatürk'ün kendi görüşlerine uymayan yönlerini örtbas etmeye çalışırsa, ortada Atatürk diye bir şahsiyet kalmaz. Bu yanlışa derhal son verilmelidir. 

 

Milliyetçilerin

 

Dindarların 

 

Batı hayranlarının 

 

 

Ve gerçek Atatürk 

 

 

Bazıları ise sanıyor ki Atatürk'ün din ile iman ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. En güzel cevabı kendisi defalarca vermiş ama görmezden geliniyor.

Güneş balçıkla sıvanmaz. Elimizde çok sayıda belgeler var. Biz kurumları kuruluşları olan bir devlete sahibiz. Burası dağ başı değil ki Atatürk hakkında uydurma sözler çıkarılsın, fotoğraflarına fotomontajlar yapılsın da Atatürk dinsiz olduğu halde dindarmış gibi gösterilsin! Ve bu sahtekarlıkları yapanlar yargılanmasın, hoşgörülsün! Atatürk kesinlikle bir müslüman evladı müslümandı. Binlerce şahidi ve belgeleri vardır.

 

Aşağıdaki Atatürk'e ait olan sözler şu siteden alınmıştır: http://www.atamizindeyiz.com/01/ata10.htm

 

"Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)

Yorum (1) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

19 Mayıs ve Türk Bayrağı

Tarih: Cumartesi, Nisan 19, 2007 Saat: 14:37 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

19 Mayıs

Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız

Hepimize Kutlu Olsun.

 

Bu vesile ile burada birkaç Türk Bayrağı resmi sunuyorum.

Dileyen bu bayrakları URL olarak da alabilir.

Ay – Yıldız’ın aslı:

28 Temmuz 1389’da Kosova Meydan Savaşı’nın sonunda Jüpiter Gezegeni o sırada hilâl şeklinde görünen Ay’ın önüne gelmiş. Bayrağımızdaki Ay-Yıldız görüntüsü oluşmuş. Bu görüntü ise, şehit bir askerin göllenen kanında yansımış. Yani kan kırmızısı üzerine Ay – Yıldız görüntüsünün aslı budur. Günümüzde astronomi hesaplamalarıyla, o tarihte o bölgede bu görüntünün gerçekten oluştuğu, anlatılanların asılsız olmadığı ispat edilmiştir.

 

 

1- Küçük boyutta:

Bunun URL'si: 

 

2- Daha büyük: Bu aynı zamanda bmp formatında yani daha kaliteli formattadır, ancak kilobayt olarak jpg resminden daha fazla yer harcar.

Bunun URL'si:

 

3- Atatürk'ün bir sözü yazılı bayrak:

Bayrak Bir Milletin Şerefidir, Onur Timsalidir.

Bayrağa yapılan Saygısızlık O Millete Yapılmış Sayılır.

Bunun URL'si:

 

4- Mesajlı bayrak:

Bunun URL'si:

 

5- Üzerinde İstiklâl Marşımız bulunan bayrak:

Bunun ölçüleri buraya göre büyük (800X600) olduğundan burada görüntüleyemiyorum.

görmek ve bilgisayarınıza kaydetmek için buraya tıklayın: <<<>>>

Tıkladıktan sonra açılan sayfayı tam ekran yaparsanız görüntü daha da netleşecektir.

Bunun URL'si:

 

6- Bayrağımız ve askerimiz:

Bunun URL'si:

 

Blogcu Kiremit'in bir hizmetidir.

İzinsiz olarak alıntı yapılabilir, kopyalanabilir.

Çünkü bayrağımız hepimizindir.

Yorum (7) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Osmanlı Bankası

Tarih: Perşembe, Nisan 10, 2007 Saat: 19:37 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Osmanlı Devleti’nin ilk bankası özel bir İngiliz bankası imiş.

Osmanlı Devleti’nin yıkılış devrine girmesiyle birlikte bankacılık sektörüne kapılarını açmış olması ilginç. Çok mu geç kalınmıştı yoksa bankacılığa hiç mi izin verilmemeliydi? Bu konuyu konu ile ilgili yeterli bilgisi olanlara havale edip yorum yazmalarını umuyorum. (*)

Bu banka 1856’da kurulmuş. Daha sonra bankanın İngiliz sermayesi tekelinden kurtarılması gerektiği düşünülmüş. 1863’te Fransızların da katılımı sağlanarak, devletin resmi bankası haline getirilmiş: Bank-ı Osman-ı Şahane.

Ve daha sonra devlet gitgide batarken bankanın gelişimi ve büyümesi nasıl olmuş, kısaca anlatıldığı yazıyı okumanız için bu linke tıklayın: Osmanlı Bankası Müzesi

 Not:

Benim bu yazım benim kendi yorumumla yazılmıştır. Blogcu Gezimanya söz konusu yazısında Osmanlı Bankası Müzesi hakkında kısa ama önemli bilgiler içeren bir yazı hazırlamış. Ben ise onun yazısındaki bazı bilgileri alarak kendi yorumumla bu yazıyı yazmış oldum. Kendisine tebriklerimi ve teşekkürlerimi sunarım.

 

(*)Sonradan eklenen not (15 Mayıs 2007):

Konu ile ilgili aydınlatıcı bir yazı için aşağıdaki linke tıklayın:

Osmanlı'da Bankacılık

Yorum (2) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

.....

Tarih: Pazartesi, Ocak 29, 2007 Saat: 07:07 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->


Buradaki yazı yeni sitedeki sayfasına taşınmıştır.

Lütfen ulaşmak için >>>buraya<<< tıklayın.
Yorum (yok) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

milliyetçilik

Tarih: Perşembe, Ocak 25, 2007 Saat: 03:27 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Türk milliyetçiliği...

(Bu yazı düzeltilmiş, güncelleştirilmiş ve daha genel bir şekil verilmiştir. Son düzeltme: 5 Temmuz 2007)

 

Bugün milliyetçilik demekle kastedilen nedir?

Folklorumuza yani halk kültürümüze sahip çıkmaya milliyetçilik denmez. Bir Çerkez vatandaşımız da kendi halk kültürünü özgürce araştırıp yaşatmaya çalışabilir. Diğer ayrı soylara mensup vatandaşlarımızın da buna hakları vardır. Buna folklor denir.

Milliyetçilik ise, bakın ne anlama geliyor: Aynı dil, tarih, kültür bağlarıyla oluşmuş siyasal bir harekettir.

Türkiye Cumhuriyeti'nde, Osmanlı Devletinden beri en çok konuşulan Türkçe dili ile birbirlerine bağlı insanlar, aynı topraklarda yaşayıp ortak bir kültür oluşturmuşlardır. Bu bağlamda, yeni Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan insanların ortak tek bir dile ihtiyaçları vardı, o da doğal olarak Türkçe olarak belirlenmişti. Devlete ait kurumların, okulların ve hastanelerin dili de Türkçe olmuştur. Bunun gibi, Bu ülkede yaşayanların ortak bir kimliğe de ihtiyaçları vardı. Ki bu kimlik de 'Türk' kimliği olarak belirlendi. Bunun dışında, herkes hangi kökenden geliyorsa, kökenlerine ait kültürü, dili de ayrıca sahiplenip devam ettirebilirler. Herkes özgürdür.

Folklor ile Milliyetçilik karıştırılmamalıdır. Lazlardan, Çerkezlerden ve sair soylardan ya da etnik guruplardan Türk folkloruna uygun yaşamalarını beklemek onları asimile etmeye çalışmak anlamına gelir.

Ama onlardan Türk milliyetçisi olmalarını beklemek farklıdır ve bu ülkede yaşayan herkes hangi soydan gelirse gelsin Atatürk'ün milliyetçilik ilkesi bağlamında Türk milliyetçisi olmak zorundadır.

Ne mutlu Türküm diyene sözü de bununla ilgilidir.

Atatürk'ün Milliyetçilik ilkesi:

Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.

Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir; yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine, gerekse herhangi bir sınıfın Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.

 

Atatürk'ün Milliyetçilik ilkesine uygun olmak kaydıyla Türk Milliyetçisi olmak ülkemizdeki bütün etnik guruplardan ayrı soylardan da beklediğimiz bir şeydir. 

Peki Atatürk'ün öngürdüğü milliyetçilik ile şimdi savunulan milliyetçilik birbirleriyle örtüşüyor mu yoksa çakışıyor mu?

Çok ciddi bir şekilde üstünde durup düşünmek gerek.

Milliyetçilik faaliyetleri ile ilgili dernekler gerçekten milliyetçilik üzerine mi çalışmalar yapıyorlar, yoksa folklorumuzla ilgili çalışmalar mı yapıyorlar?

Turancılık gibi akımların Atatürk’ün Milliyetçilik anlayışıyla ilgisi yoktur. Atatürk olsaydı onları olsa olsa Türk folkloruna sahip çıktıklarından dolayı tebrik ederdi. Ki bu zaten önemli olup Türklük kültürümüz hakkında gereken çalışmalar gerektiği gibi yapılamamaktadır. Bu konunun bir de halka iletilmesi eksikliği vardır. Bu meseleleri siyasi milliyetçilik ile karıştırmadan akademik düzeyde ihya etmek gereklidir.

Atatürk’ün Milliyetçilik ilkesine doğru manada sahip çıkalım. Folklorik özellikler taşıyan cereyanları ya da Büyük Turan ütopyasını onun yerine kesinlikle koymamalıyız. Biz böyle yaparsak, hem Atatürk Türkiyesi milliyetçiliğini yanlış tanıtmış oluruz hem de ülkemizdeki soyları Türk olmayan halkları kendimizden uzaklaştırmış oluruz. O zaman onlar da kendi folklorik özelliklerine göre kendi siyasi devlet arayışlarına girmekte haklı duruma düşerler.

Türk gelenekleri, dil ve tarihiyle yani Türk folkloruyla ilgilenenler yaptıkları işe milliyetçilik dememeli.

 

Hazımsızlıklarımız hatalarımız:

Türkiyede çok çeşitli halklar mevcuttur. Arap, Çerkez, Ermeni, Kürt, Laz, Gürcü, Çingene, Arnavut, Rum, Boşnak, Yahudi, Süryani, Abhaz, Çeçen..

Televizyonlarımızda İngilizce şarkı dinlediğimiz gibi kendi halklarımızın dillerinden şarkılar da dinleyebilmeliyiz. TRT veya özel televizyonlarda yasaklanmamalıdırlar. Bu özgürlükler olmazsa birlik ve beraberliğimize şüphecilik, tedirginlik gibi negatif tesirler girer. Birlik ve beraberlik beklediğimiz halklarımızın dillerine saygı duymalıyız. Elin amerikalısının İngilizce şarkılarını dinlemekten daha güzeldir ayrıca. Ne de olsa bunlar bizim vatandaşlarımız. Topraktaşlarımız.

Yorum (7) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

vefa

Tarih: Perşembe, Ocak 18, 2007 Saat: 22:10 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Vefa: Arapça'dan dilimize geçmiştir. Bizde karşılığı yoktur. Bizde bu sözcüğün karşılığının olmaması, bizim vefasız bir ulus olduğumuz anlamına gelmez:)

Anlamı:

Türk Dil Kurumu Online Sözlük 'te o kadar kısa anlatılmış ki üzüldüm doğrusu. Çalışmalarını genişletmelerini dilerim.

Her neyse, bu sözcüğü şöyle açıklamışlar: Sevgiyi sürdürme, sevgi bağlılığı.

Bu kadar. Peki bu mudur? Bu kadarcık mıdır vefa?

Bir kişi, bir organizasyon veya bir inanca bağlı kalmaya, destek olmaya devam etme hali diye açıklamış İngilizler. Bendeki sözlükten Türkçemize tercüme ettim.

Sevgisiz vefa olmaz mı? Olur. İnsan sevgi duymasa da vefalı olması gerektiğine inandığı kişiye veya şeye olan minnet borcunu, kadirşinaslığını sürdürebilmek amacıyla o kişiye veya şeye vefalı kalabilir.

Ben vefalı mıyım, vefalı isem ne derecede vefalıyım diye sık sık kendimi sorgularım. Maalesef sorgulamalarımda bu konuda çok da iyi olmadığım sonucuna varıyorum.

Vefa aynı zamanda İstanbul'da bir semtin adıdır. Unkapanı - Aksaray arasında bulunur. Adını Osmanlı Devleti zamanında, Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşamış olan Şeyh Ebu'l-Vefa'dan almıştır. Vefa Bozacısı meşhurdur.

 

Son olarak, Özdemir Asaf'ın Vefa semti ile ilgili bir şiiri:

 

SANDALYE SOKAĞI

 

Sonra ayıptır söylemesi;

Sizin anlayacağınız,

Biz Vefa'dan taşındık.

 

Koskoca İstanbul'da

Oturacak yer mi kalmadı!

Yorum (6) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

tafra

Tarih: Salı, Ocak 2, 2007 Saat: 23:38 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Tafra yapmak: Çocukluğumdan hatırladığım bu sözü şimdi artık çevremden hiç kimseden duymuyorum.

Hatırladığım kadarıyla, kadınlar dedikodu yaparken bu sözü kullanırlardı.

''Bana tafra yapıyor'' diye başkalarının arkasından konuşulduğunu hatırlıyorum.

 

Türk Dil Kurumu online sözlük bunu şöyle açıklamış:

 

Tafra: Kendisini olduğundan büyük gösterip böbürlenme, yüksekten atma...

 

 

Bu yazıya sonradan gelen yorumlardan konu ile ilgili sözler:

 

Yazan: enci

Kapris yapma anlamında kullanılır..Evet içinde birazcık hava atmayı da barındırır..Yani havalı bi kapris diyebiliriz :)))))

 

kiremit: bir de kibirle karışık sitem gibi düşünülebilir.

 

Yazan: nuran41

Tafra kelimesi ben bildim bileli, böbürlenme, gereksiz tavır alma anlamında kullanılıyor. ....

....

 

Yazan: kumhavuzu

bunun argosu artislik yapma oluyo galiba..
şimdi birde trip yapma yada triplere girme diyorlar:)
Yanılıyormuym yoksa?

 

Yazan: MelekZeyno

 Şimdikiler " trip atma ölee " diyolar ya, bakalım daha neler duyacağız..

Yazan: sedencik
''afra tafra yapıyor'' gibi ikili olarak kullanılıyor en çok...hani ''adamın para,mara kaygısı yok'' der gibi...

 

Yazan: waterfaal
 "TAFRA" BEN BU SÖZÜ GENÇLER ARASINDA ÇOK SIKÇA DUYAR OLDUM:)) NAZ YAPMA, TERS DAVRANMA, YANLIŞ ANLAMA VE BİR SÜRÜ KELİMELERİN YERİNE KULLANDIKLARINI GÖRÜYORUM:))

Yorum (19) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

iki harfli fiiller

Tarih: Çarşamba, Kasım 27, 2006 Saat: 13:56 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Türkçemizde bulunan kökü iki harfli olan fiiller:

 

Açmak

Akmak

Almak

Anmak

Asmak

Aşmak

Atmak

Aymak (kendine gelmek, aklı başına gelmek, ayılmak)

Azmak

 

Demek

 

Eğmek

Ekmek

Emmek

Ermek

Esmek

Eşmek

Etmek

Ezmek

 

İçmek

İnmek

İtmek

İvmek (Çabuk davranmak, acele etmek.)

 

Olmak

Onmak (1. Daha iyi bir duruma girmek, salah bulmak. 2. Eksiği kalmayıp gönül ferahlığına ermek, mutlu olmak, mesut olmak. 3. Hastalıktan, dertten kurtulmak, şifa bulmak, felah bulmak, iflah olmak.)

Ovmak

Oymak

 

Ölmek

Öpmek

Örmek

Ötmek

 

Uçmak

Ummak

Uymak

 

Ütmek (I. 1. Bir şeyi, tüylerini yakmak için ateşten geçirmek. 2. Taze buğday veya mısırı ateşe tutup pişirmek. II. -Halk ağzında- Oyunda, kumarda kazanmak, yenmek.)

Üzmek

 

Yemek

Yumak (aslına -yuğmak- olacak) = Yıkamak

 

Sizin eklemek istediğiniz varsa lütfen aşağıya mesajınızı bırakın. Vereceğiniz iki harfli fiiller listeye eklenecektir.

 

Aşağıdaki blogcu arkadaşlara katkılarından ötürü teşekkür ederim.

 

http://gökmen36.blogcu.com

http://bnc.blogcu.com

http://benpacella.blogcu.com

http://mikado.blogcu.com

http://sedencik.blogcu.com

http://sarmasdolas.blogcu.com

 

Yorum (25) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

eski İstanbul'dan bir kesit

Tarih: Cumartesi, Kasım 23, 2006 Saat: 07:04 Kategori: Dil Kultur Tarih
Eski Sayfa->

Çocukluğumda İstanbul esnafları ve seyyar satıcıları

Küçüklüğümde bizim muhitte Rum esnaflar çoktu. Türk esnaflar da vardı tabi. Bizim eve en yakın bakkal, Sotiri adlı yaşlı bir Rumdu.

Bazen eşi de dükkanda bulunurdu. Mahallenin hanımları onunla tanış olmuşlardı. Bakkalda rastlaştıkça sohbet ederlerdi. Ben beş-altı yaşlarımdayken, amcamın oğluyla bir şey keşfetmiştik. Kola alırken ‘‘püsküyütlü gazoz’’ dersek, Sotiri bakkal kolanın yanında birkaç bisküvi verir, onların parasını almazdı. O zamanlar bisküvi büyük kutular içinde kilo hesabıyla açık satılırdı.

 

Bir de Rum kasap vardı. Adını hatırlamıyorum. Annem ona Müsü diye hitap ederdi. Annemle ne zaman o kasap dükkanına gitsek, benim çişim gelirdi:)) O zamanlar 4 yaşlarındaydım, tabi aklım ermeyecek yaştaydım.. Kasap bir yerden bir teneke kutu çıkarır, yere koyar, ben işimi bitirdikten sonra o tenekeyi ortadan kaldırırdı.

 

Limoncu amca: Yaşlı bir Ermeni idi. Sırtında bir çuval, sokak sokak dolaşır limon satardı. O zaman piyasada hiçbir yerde onun sattığı limonlardan göremezdim. Gayet büyük limonları nereden buluyorsa sadece o tür limonlardan satardı. Annem ondan limon alırken yaşlı adam ayakta durmazdı, alışveriş müddetince yerde otururdu.

 

Yoğurtçu Mehmet amca: Bu da seyyar yoğurtçumuzdu. Yoğurdun yanında yumurta da satardı. Annem ondan yumurta alacak olsa, beyazlarından al diye bağırıp dururdum. Mevsimine göre balık sattığı da olurdu.

Ama esas seyyar balıkçımız başkaydı. O sadece balık satardı. Mahallenin kedileri onu sesinden tanırlardı.. Balıkların kokusundan önce balıkçının sesini uzaktan alırlar ve doğru o yöne koşarlardı.

 

Zerzevatçılar birkaç taneydi. Zaman zaman el arabalarıyla sokak sokak dolaşırlardı.

 

Taksitçi Emin amca: Bu şahıs seyyar manifaturacıydı diyebilirim. Onun da zarzavatçılarınki gibi elle ittiği bir satış arabası vardı. Her türlü kolay taşınabilir dikiş araç gereçleri, kumaşlar, hırka, bulüz, ufak tefek kül tablası, vazo gibi şeyleri arabasına sığdığı kadar yükler ve çevrede dolaşırdı. Ev kadınları ondan genellikle taksitli alışveriş yaparlardı. Emin amcanın bir taksit defteri vardı. Haftada en az bir defa bizim sokağa uğrar hem bir şeyler satar hem de taksitleri toplardı. Emin amcanın bu taksitli satış yöntemi ev hanımlarına alışveriş yapmayı cazip hale getiriyordu.

 

Çingene bohçacı kadınlar: Bunlar sokaklarda dolaşarak çarşaf, kumaş, çamaşır vesaire satarlardı. Sattıkları şeyleri koca bir bohça içinde taşıdıkları için kendilerine bohçacı denirdi.

 

Sütçümüz: Süt güğümlerini elleriyle taşırdı. Yarım litrelik ve bir litrelik iki adet ölçü kabını yanından eksik etmezdi. Sakalı ve takkesi olduğundan annem ona hacı diye hitap ederdi. Maddi durumumuz iyi olmadığı için sütçümüzden veresiye süt alırdık.

 

Zeytinyağcı: Bu kişi genç bir adamdı. Zeytinyağı güğümlerini taşıyan bir eşeği vardı. Eşekle dolaşırdı. Bunun da sütçününki gibi ölçekleri, ayrıca bir de saç hunisi vardı. Önce ölçeğe doldurduğu zeytinyağını sonra saç hunisiyle bizim şişeye aktarırken zeytin yağının yavaş yavaş şişeye doluşunu, hava kabarcıklarının şişedeki yağ içinde nasıl hareket ettiğini gözlemlemek bana ilignç gelirdi. Çocukluk işte.

 

Daha yazacak çok şey var. Anlatmakla bitmez. Biraz yazmıştım baktım olacak gibi değil, bu işin sonu yok gibi!! İyisi mi burada kesmeli.

 

Yorum (9) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Kategoriler

ziyaretçi



En Üste Dön


Locations of visitors to this page
tracker