resim fotograf blog
...

Galata Mevlevihanesi

Tarih: Pazar, Temmuz 22, 2007 Saat: 03:26 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

Salı Günleri dışında her gün açık. Ama bugünlerde restorasyon çalışmaları var. İçeri girmek mümkün değil.

 

 

 

Tünel'de Galip Dede Caddesi'ne girince birkaç metre sonra solda.

 

 

 

Caddedeki kapıdan girince buradan geçiliyor.

 

 

 

İşte burası esas giriş. Ama fazla yaklaşmak mümkün değil. Çalışmalar var.

 

 

 

Şunu İngilizce yazsalardı daha iyi olurdu. Gelenlerin neredeyse hepsi yabancı çünkü.

 

 

 

Burası da dergâhın sarnıcı.

 

 

 

Bu en dıştaydı. Caddeden gelip geçenler görsün diye dışarı koymuşlar. Kedi ise bekçiliğini yapıyor. Bugün bir sema gösterisi varmış. Onun ilânı.

Yorum (11) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Şişhane ve Tünel 2

Tarih: Cuma, Temmuz 20, 2007 Saat: 03:57 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Sana dün Şişhane'den baktım aziz İstanbul!

Eskiden İstanbul denince sadece sur içi bölge anlaşılırmış. Yani Eminönü, Beyazıt, Fatih, Fener, vesaire.. Ben küçükken bazı yaşlı eski İstanbullular hâlâ oralara İstanbul derdi. Meselâ annemin çocukluk arkadaşı Melâhat Hanım vardı. Kapalıçarşı'ya veya Mısır Çarşısı'na filan gideceği zaman "İstanbul'a gidiyorum" derdi.

Aşağıdaki resimlerde Haliç'in öbür tarafı sur içi bölgesidir.

 

 

Bu resimde en arkada sur içi bölgesinden Süleymaniye Camisi ve beyazıt Kulesi görünüyor. Ön kısım, Beyoğlu ilçesinden Şişhane... En yakındaki evler aslında Kasımpaşa'ya ait. Orta kısımdaki büyük binalar ve benim bulunduğum yer Şişhane olup, bulunduğum yerin aşağısı Kasımpaşa oluyor.

 

 

Haliç manzarası. Resim iyi çıkmadı çünkü çıplak gözle bakınca da hemen hemen aynı görünüyor. Hava aşırı nemli, aşırı sıcak olunca karşı kısım sisli puslu görünüyor. Başka hava şartlarında daha iyi görüntü elde edilebilir. En solda Yavuz sultan Selim camisi görünüyor. Aşağıda bu bölgeden zoom ile çekilmiş fotoğraf ilginç bir fotoğraf aslında.

 

 

Resmin renklerinin daha net çıkması için biraz üzerinde oynadım. En soldaki bayraklı bina İsmailağa Kuran Kursu binası. En sağdaki eski ve kuleli olan kırmızı bina Rum Lisesi binasıdır. Oraları çok iyi bilirim. Anlatayım: Bu kırmızı bina 1881'de yapılmış. Bir ortaokula göre oldukça fazla büyük ve görkemli bir bina doğrusu. Üzerinde masonların cetvel pergel sembolü var. Bu binanın hizasında en aşağıdaki sağdan sola uzanan kiremitli binaya bakın: Orası da meşhur Fener Rum Patrikhanesi'dir. Anlayacağınız gibi, Nakşibendi Tarikatinin İstanbul merkezi olan İsmailağa Cemaati ve Patrikhanenin mevkisi iç içe. Burası Nakşibendilerin ve Rum ortodoksların son derece yoğun manevi çalışmalar yaptıkları ilginç ve önemli bir yerdir. Vaktiyle orada yaşayanlardan öğrendiğime göre, Patrikhane çevre binaları satın almak için elinden geleni yapıyormuş. Çok yeri de satın almış. Nakşibendiler ise şunu söylüyorlardı: "Bizi buradan def etmek için devamlı büyü yapıyorlar!" Duymuşsunuzdur, papaz büyüleri meşhurdur.

 

 

Evvelki gün olduğu gibi buraya yine maliye için gelmiştim. Bu resimdeki bina Sarkuysan'a aittir. Baktım turistler binanın resmini çekiyor, çocukça bir taklitçilik hevesi ile ben de çekeyim dedim. 

 

 

İşte burası da Beyoğlu Vergi Dairesi. Kısaca maliye diyoruz. Burada işim bittikten sonra yine Tünel'e çıktım.

 

 

Tünel'de General Yazgan Sokak. Bu sokak ilerden sola kıvrılıp devam eder: Orada da dışarda masalar sandalyeler vardır. Yazın en sıcak günlerinde bile burası serindir. Çok keyifli bir ortamdır. Entel dantel tipler burayı çok severler. Çay filan oldukça ucuzdur. Objektife sadece sıradan tipler takılmış.

 

Burada durup çay filan içmedim. Önce Galata Mevlevihanesi'nin resimlerini çektim. İçeri giremedim çünkü restorasyon çalışmaları varmış. Bahçe resimleri de idare eder şimdilik. Sonra İstiklal caddesindeki bir kilisenin resimlerini çektim. Onları sonra yayınlarım inşallah. Kilisede fotoğraf makinemin limiti doldu. Sonra yürüye yürüye eve döndüm. Yolda makinam için ayda 2 lira 75 kuruş taksitle hafıza kartı altım. 1 GB kapasitesi var. Fiyatı 22 lira. Eve gelince yorgunluktan bitmiştim. saatlerce başım ağrıdı.

 

Yorum (4) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Şişhane ve Tünel

Tarih: Perşembe, Temmuz 19, 2007 Saat: 02:25 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

 

Dün (18 Temmuz Çarşamba) abimin dükkânı kapatıp vergi mükellefliğinden çıkması işlemleri için Beyoğlu Vergi Dairesi'ne gittim.
İşi bıraktığına, esnaflık hayatına son verdiğine dair işlemleri yapıyoruz.

Bu resmi Şişhane'de otobüsten iner inmez çekmiştim. Fazla güneşten ve sıcaktan rahatsız olup makine ayarlarına dikkat edemedim fotoğraf iyi çıkmadı. Soldaki cami Fatih Camisi, sağdaki cami Yavuz Sultan Selim Camisidir.

 

 

   

 

Bu yukardakiler Maliye binasına giderken çektiğim resimler. Arkada Galata Kulesi görünüyor.

 

   

 

Maliyeden işim bittikten sonra eve yürüyerek dönmeye karar verdim. Hemen yukarsı Tünel. Tünele çıktım. Resimde solda Tünel'deki sevimli umumi tuvalet, sağda ise İstiklâl Caddesi'nin tramvaylarından ikisi görülüyor. İstiklâl Caddesi'nin bir ucu Taksimde, bir ucu Tünel'dedir.

 

   

 

Tünel semti adını Türkiye'nin ilk metrosundan alıyor. Aslında metro denilemeyecek kadar küçük ve kısa mesafeli çalışan bir araç. Yeraltından Tünel - Karaköy arasında gidip geliyor. Yapımı 1875'te Fransızlar tarafından tamamlanmış. Önceleri zamanın Şeyhülİslam'ı, yer altından giden böyle bir araca binmenin dinen caiz olmadığı fetvasını vermiş ve bir süre insanlar bu araçtan faydalanamamış. Ama Karaköy'den İstiklâl Caddesi'ne tırmanmanın zorluğundan yılmış olan bazı zengin kalantorların devlet erkânı üzerindeki nüfuzu sonucu kısa bir süre sonra Şeyhülİslam'ın fetvası çiğnenilmiş. Merak ediyorum Şeyhülİslam bey Kurandaki hangi ayetlere dayanarak böyle bir fethayı vermiş ki?

 

   

 

Solda, Tünel'de Galipdede Caddesi. Burada ilerde Mevlevilik tarikati şeyhlerinden Şeyh Galib'in türbesi var. Orası ayrıca bir Mevlevî müzesidir. Giriş geçen kış 2YTL idi. Sağda ise Tünel'de İstiklâl Caddesi'nin başlangıcı. O sırada fotoğraf makinemin pili bitti. Daha fazla resim çekemedim.

 

Yorum (19) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Sabah Sabah Cihangir

Tarih: Salı, Temmuz 17, 2007 Saat: 22:35 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->
Bu sabaha karşı abim yine (yine yine yine...) fenalaşınca yine hastaneye gittik. Kan tahlili için bekledik. Çok önemli bir şey bulamadılar. Yeni bir şey öğrendik. Kalp yetmezliği sonucu insan yattığı zaman kalp ağrısı, şiddetli çarpıntı gibi şeyler olabiliyormuşmuş. Sonra dediler ki bir saat sonra bir kan tahlili daha yaptırmadan bırakmayız. Bir saat sonrayı beklerken ben dışarı çıktım. Bazı resimler çektim. Saat 7 suları..

Bu "suları" ifadesini çocukluğumda ilk defa "McMillan ve karısı" ve "Komiser Colombo" adlı televizyon dizilerinden öğrenmiştim.

 

    

 

Her yerde seçim telaşı var. En çok MHP bayrakları dikkati çekiyor her yerde.

 

     

Sabahın erken saatlerinde ortalıkta henüz fazla insan yok.

 

    

Cihangir Sağlık Kabini adı dikkatimi çekti. "Sağlık Evi" filan duymuştum görmüştüm ama "Sağlık Kabini" gibi bir isim tamlamasına ilk defa rastladım. Sağdaki börekçinin adı da ilginç. İstanbul'un çok yerinde "Çağdaş" kelimesi börekçi dükkanlarınca sık kullanılıyor. Bu dükkânda bir büyük bardak çay, bir ufak bardak çay içtim, iki boğaça yedim. Ve iki de sigara...

 

    

Sağdaki kargalar Taksim İlk Yardım Hastanesi'nin kargaları. Oranın kadrolu elemanı filan değiller. Kafalarına göre takılıyorlar.

Yorum (7) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Üç Aylar

Tarih: Pazartesi, Temmuz 16, 2007 Saat: 22:37 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

Mübarek Üç Aylar'dan Receb ayına girdik.

Bütün müslümanlara hayırlı uğurlu olsun.

 

 

Receb ayının hilâli ilk dün akşam göründü. Bu resimdeki ikinci gecesi.

 

Yorum (3) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Günler Kısalırken

Tarih: Pazartesi, Temmuz 16, 2007 Saat: 21:05 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Gündüzler şimdi kısalıyor. Yazın ortasındayız. Aşağıdaki resimler güneşin battığı yerin her gün değiştiğini göstermekte.

Bu değişiklikler devamlı olur. Güneş batı yönünden batıyor ama hazirandan sonra her gün biraz daha güney-batı yönüne yaklaşıyor. Yılbaşına doğru bu yakınlaşma duracak, sonra her gün biraz daha tam batıya, sonra kuzey-batı yönüne doğru battığı yer değişiklikler gösterecek.

 

Ve işte bizim arka balkondan zoom yaparak çektiğim resimlerde güneşin birkaç gün arayla battığı yerinin gösterdiği değişiklikler:

 

16.07.2007

 

11.07.2007

 

07.07.2007

 

Yine aynı gün, 07.07.2007

Görüldüğü gübü güneş direkt dümdüz yukardan gelip batmıyor. Bir açı var.

 

 

Yorum (3) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Güneşin Batışı

Tarih: Perşembe, Temmuz 12, 2007 Saat: 04:40 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Güneşin battığı yer her gün değişiyor. Bu demek oluyor ki, Güneşin battığı yer her zaman tam olarak batı yönünü göstermez.

21 Hazirandan 21 Aralığa kadar Güneşin battığı yer her gün biraz daha sola kayıyor. 21 Aralıktan sonra tekrar sağa kaymaya başlıyor.

Aşağıdaki iki resim tam olarak aynı yerden çekilmiştir.

Sadece dört gündeki değişimi görüyorsunuz.

Acaba aynı yerden batışını bir daha hangi tarihte görebileceğim?

Gelecek Haziran başlarında diye tahmin ediyorum. Sonra da gelecek yıl bugünlerde tekrar..

 

7 Temmuz 2007

 

11 Temmuz 2007

Yorum (8) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Pangaltı

Tarih: Çarşamba, Temmuz 11, 2007 Saat: 02:31 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

 

Şişli ilçesinde Harbiye - Osmanbey - Kurtuluş semtleri arasında bulunan Pangaltı semti, adını eskiden burada yaşamış olan "Pancaldi" adlı bir İtalyan asıllı Türk vatandaşından almış. Resimdeki bina bir oteldir. Bünyesinde çeşitli işyerleri ve gördüğünüz Pancaldi Lokantasını da barındırıyor. Bu otel tarihi gibi görünüyor ama değil. Yeni yapıldı. Bir iki yıl evvel hizmete girdi. Binanın arka tarafında bulunan tarihi Pangaltı Hamamı bu otelin inşa edilmesi uğruna yok edildi.

Yorum (2) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Onlar evsiz... Sıcak bir yuva nedir bilmezler...

Tarih: Pazar, Temmuz 8, 2007 Saat: 01:09 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

 

 

Kedi önce ters ters baktı. Sonra kötü niyetli olmadığımı anladı. Dişi kedi ise yukarda bir pencereye bakıyor.

 

 

Yukardaki pencerelerde gözler.. Anlaşılan yemek bekliyorlar.

 

Geçim derdi, bölge sorumluluğu, yabancı kedilerle kıyasıya savaşlarla geçen bir ömür... Bu resmi kediyle burun buruna yakınlıktan çektim.

 

 

Boynunu çevirip kavgalarda aldığı bir yarayı gösterdi. Çok korkunç. Sokaklar tehlikeli. Hayat zalim.

 

Sokak köpekleri kadar insanlardan yılmış hayvan yok sokaklarda. Her zaman tedirginler. Kediler insanlardan pek korkmuyor ama köpeklerin hali beni endişelendirdi. İnsanlar bu kadar kötü olamaz diyebilmek isterdim.

 

 

İşte hızla kaçıyor. Niyetim sadece resmini çekmekti. Köpekler çok hassas yaratıklar. İnsanları çok severler aslında. Ama insanlar onlara aynı değeri vermiyor.

 

 

Bu köpek diğerleri gibi kaçamadı. Onu uykuda yakaladım. Uyanıp gözlerini açtığı anda fotoğrafını çekmiştim bile.

Başka bir sokak kedisi. Merakla bir şey arıyordu. Sanki elindeki fareyi kaçırmış gibi bir hali vardı. Onun için beni fark bile etmedi. Ordan oraya telaşla dolaşıyordu.

 

Yerde dolaşan bir kumru.

 

 

Çok cana yakın bir kedi. Kucağıma tırmanmak istedi. Ayaklarıma dolandı durdu. Resmini zor çekebildim. Keşke köpekler de böyle yakın olabilselerdi.

Bu kedi, yukardaki kedi, ve geçen gün bahsettiğim Baysungur sokağındaki kedi birbirlerine çok benziyorlar. Muhtemelen kardeştirler. Ne de olsa aynı semtin kedileri.

Yorum (6) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Lüküs Hayat

Tarih: Cumartesi, Temmuz 7, 2007 Saat: 00:54 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Lüküs Hayat Operetini bilirsiniz. Bilmeyenler belki en azından meşhur şarkısını duymuşlardır.

(Kısaca konusu: 1930'ların İstanbul'unda batılılaşmayı biraz tuhaf algılayan sonradan görmelerin evine iki hırsız girer. Oyun geliştikçe kimin hırsız olduğu iyice karışır.)

Anlaşılan eskiden lüks hayat denince akla Şişli, Şişli denince akla lüks hayat geliyordu.

Eski Şişli binaları da çok muazzammış ama. Resimde birini görüyorsunuz. Baştan aşağı bir sanat eseri adeta. Bir de şimdiki binaların basit görünümüne bakın.

Şarkıda geçen "apartman" sözcüğü eskiden ne manada kullanılıyormuş bilmiyorum. Yani tek daire mi yoksa bütün bina mı..

Dilimize Fransızcadan geçmiştir. Fransızcadaki anlamı daire yani apartman dairesidir. Amerikan ingilizcesinde de aynı anlamda kullanılır. Telaffuzu değişiktir.

Bizde bugün çok katlı bir binanın tümüne apartman deniyor. Eskiden yani bu şarkı sözü yazıldığı zamanlar acaba hangi anlamda kullanılıyordu?

Resmin altında Lüküs Hayat şarkısının sözlerini okuyabilirsiniz. Ayrıca bu sayfadan şarkıyı dinliyebiliyorsunuz. Bilgisayarınızın sesi kapalıysa açın.

 

Şişli’de bir apartıman

Yoksa eğer halin yaman

Nikel-kübik mobilyalar,

Duvarda yağlı boyalar

 

İki tane otomobil

Biri açık, biri değil

Aşçı, uşak, hizmetçiler

Dolu mutfak, dolu kiler

 

Hanım gider, sen gidersin

Gündüzleri çaydan çaya

Gece olur, davetlisin

Ya dineye ya baloya

 

Hey

Lüküs hayat, lüküs hayat

Bak keyfine yan gel de yat

Ne ömür şey

Oh ne rahat

Yoktur eşin lüküs hayat

 

Yaz gelince adadasın

Mayo giymiş kumlardasın

Etrafında güzel kızlar

Canın çeker, burnun sızlar

 

Hanım motorla dolaşır

Hanım serbest, kim karışır

Takarsın şeyleri bazı

Dünya böyle sen ol razı

 

Sen de kendi hesabına

Topla akşam etrafına

Sarıları, esmerleri

Kır şampanya kadehleri

 

Hey

Lüküs hayat, lüküs hayat

Bak keyfine yan gel de yat

Ne ömür şey,

Oh ne rahat

Yoktur eşin lüküs hayat

Yorum (2) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Kategoriler

ziyaretçi



En Üste Dön


Locations of visitors to this page
tracker