resim fotograf blog
...

Hüzünlü Yazı

Tarih: Pazar, Haziran 1, 2007 Saat: 01:34 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

 

Saymadım kaç yıl oldu burada çok nesiller yetiştirdiler.

Bense yerimde sayıyorum.

Feryat eden onlar.

Feryat figan..

Neymiş? Benim bölgem benim bölgem meselesiymiş.

Kuşlar bile özgür değil.

Böyle bir dünyadayız.

Kendi kendilerini bölgelere hapsediyorlar.

Sonra bir de kavgasını veriyorlar.

Yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz insanız. Yeri geldiğinde daha acımasız daha zalimiz.

Yorum (2) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Zaman

Tarih: Çarşamba, Nisan 16, 2007 Saat: 08:08 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

Zaman ne kadar çabuk geçiyor.

Ben yerimde sayarken yani hiçbir gelişme kaydetmezken askere gidenlerin döndüklerini, evlenenlerin çocuk sahibi olduklarını, çocukların büyüdüklerini hayretle izliyorum. Her şey büyük bir süratle gerçekleşiyor.

Aslında dışardan bakanlar için çabuk geçiyor ama olayı yaşayanlar için günler geçmek bilmez. Örneğin yakında anne veya baba olacak kişiler için dokuz ay bitmez tükenmez yıllar gibi gelecektir.

Gerçekte bütün bunlar insanın hissettikleri.

Bir zaman sürecinin bitmesini ne kadar çok istersek bize o kadar uzun hissettiriliyor. En iyisi günleri saymak yerine her gün yapılacak şeyleri tespit edip hakkıyla yapmaya çalışmaktır. Aksi takdirde her gün adeta bir ızdırab gibi yaşanacağı gibi, zamanın ve ömrün bereketi de olmaz.

Yorum (8) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Uzlaşılamazlık

Tarih: Perşembe, Nisan 10, 2007 Saat: 05:07 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

Uzlaşabilmek için öncelikle tarafların birbirlerinin savunduklarını iyi bilmeleri gerekir. Dinlemeden anlamadan reddetmekte hayır yoktur. İnsan bilmediği konuda karşısındakinin anlattıklarını devamlı çürütmeye çalışıyor ve küçültücü dışlayıcı hareketlerde bulunuyorsa, bu onun cahilliğini ve bağnazlığını gösterir. İnsan öne sürülen iddiaları, bilgileri anlamaya çalışmalı, tartmalı, içinden çıkamıyorsa araştırmalıdır veya daha iyi bilgisi olanlara danışmalıdır.

 

Bir örnek:

Birkaç yıl önce, İngiliz ve Türk genç arkadaşlarımın arasında “islamda çok eşlilik” konusu açılmıştı. Aralarında tercüme yapmak bana düşüyordu. Türk arkadaş şiddetle reddediyordu. Anlattığım hiçbir şeyi dinlemek bile istemiyordu. İngiliz ise gerçekten meseleyi anlamak için devamlı sorular soruyordu.

Zamanın şartlarını, kadınların toplum içinde ekonomik bakımdan erkeğe muhtaç olması, savaşlarda erkek nüfusun azalması ve böylelikle bedensel ihtiyaçları da göz önünde bulundurarak, durumları mantığına göre onaylıyordu.

 

Şimdi konu poligami değil. Bu sadece bir örnekti.

Onaylayıp onaylamaması da mühim değil. Burada mühim olan şey, konuyu irdeleyerek savunucunun kendisini ifade etmesine imkân tanımak, dikkatle de dinleyip anlamaya çalışmaktır.

Evet, iki şey; ikincisini yapmadan birincisini yapmak sahtekârlık olur: Söz hakkı vermek ve konu hakkında alalatılanları “konuda aydınlanıp adaletli davranmak için” dinlemek.

Bunu yaptıktan sonra kişi kabul etmekte veya reddetmekte doğru şekilde hareket ederek sonuca varmıştır. En başta kendisine haksızlık yapmamıştır. Kendisinin önyargılı ve bağnaz kalmasına engel olmuştur.

 

Biz toplum olarak büyük çoğunluğumuz genelde kendi değerlerimizi hiç irdelemeyiz, savunduğumuz şeyi körü körüne savunuruz. Biz böyle olduktan sonra, kabul etmediğimiz fikirleri savunan insanlarla hiç uzlaşmamıza imkân var mı?

Yorum (3) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Hesapta Olmayan

Tarih: Pazar, Nisan 6, 2007 Saat: 06:31 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

Canınız sıkıldı ve öylesine hava alayım diye evden çıktınız. Oysa bir an önce bitirmeniz gereken önemli bir çalışmanız vardı. Düşündünüz: “Biraz dolaşıp açılayım. Fazla değil, beş – on dakika…”

Dışarıda başınıza öyle şeyler geldi ki, evdeki çalışmanın önemini ve ivediliğini unuttunuz. Bununla da kalsa iyi: Kendi başınıza çorap ördünüz. Dertsiz başınıza dert açtınız. Ocağınıza incir ağacı diktiniz.

Bu anlatım sadece bir benzetmedir.

Hayatımızda buna benzer saçmalıkları çok kolay yapabiliyoruz.

“Beş on dakika oyalanayım, eğleneyim” diye bir şeyler yaparken, sağa sola gereksiz sataşmalarımız beklenmedik bir şekilde asli vazifelerimizden daha öncelikli, hatta hayati önem taşıyan bir hale gelebiliyor.

Bununla da kalmıyor: Başkalarının hayatına ve haklarına da tecavüz etmiş oluyoruz. Tanıdığımız veya tanımadığımız kişileri kendi oluşturduğumuz girdabın içine çekebiliyoruz. Bunun vebali var, sorumluluğu var. Her şey birkaç dakikalık anlamsız bir ilgimizden, üstümüze vazife olmayan bir protestodan ya da bilinçsiz bir stres atma uğraşımızdan kaynaklanmış olabiliyor.

 

Günümüzde “anı yaşamanın önemi”ne dair sözlerle her yerde karşılaşıyoruz. Ama bunun gerçeğini idrak etmek neredeyse hiçbirimize nasip olmuyor. Şu an ne yapman üzerine vazife ise onu yap. Şu an işin yoksa üzerine vazife olmayan meselelere gözü kapalı dalmadan önce iyi düşün taşın.

Vakit değerlidir ve insana değer katmak içindir.

Vaktin değerini bilmeyen kendisine değer katamaz.

Yorum (3) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Selâm Kelâm

Tarih: Salı, Nisil 17, 2007 Saat: 21:06 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

Uzun süren durgunluğuma son vermeye karar verdim.

Artık eskisi gibi buraya yazabilirim.

Daha önce dediğim gibi, dünyanın en zor durumda olan insanı ben değilim.

Öyle zor durumda olan insanlar var ki...

Aslında Allah hiç kimseye taşıyamayacağından fazlasını yüklemez.

Kimin bir sıkıntısı varsa, bilsin ki, o sıkıntıyı kendisi taşıyabilecek güçtedir.

 

Yusuf Peygamber yıllarca zindanda kaldı meselâ..

Ama sonunda hem kendi istedikleri hem sevenlerinin istekleri eksiksiz gerçekleşti.

Bütün mutlulukları kazandıktan sonra Yusuf peygamber ölmeyi arzulamış.

En büyük sıkıntılarda değil, her şeyi kazanıp mutluluğu her şeyiyle tattıktan ve hakkıyla şükrettikten sonra ölümü istemiş. Bu hepimize örnek olmalıdır.

 

Ya peygamber efendimizin çektikleri?

Davası uğruna nelere katlanmadı ki...

Bir keresinde Mekke'de secdede iken ensesine hayvan işkembesi koydular.

Kızı Fatıma'dan başkası o işkembeyi onun sırtından almaya cesaret edememişti.

Taif'te kasabanın çoluk çocuğuna ve delilerine O'nu taşlattılar.

Mekke'den kaçarken bir mağaraya saklanarak takipçilerinden kurtulmuştu.

Ölümle kalım arasında tam bir zamanlama harikasıyla mağara girişine örülmüş bür örümcek ağı vardı. Ölümle kalım arasında bir örümcek ağı..

Bizim de en içinden çıkamadığımız dertlerimizde örümcek ağı kadar zayıf ve bizim için hiç bir değeri yok gibi görünen bir şey bir anda "o an için" bize bir çıkış yolu olabilir.

Zaten sık sık olmaktadır.

Hayatımızda mucizevi o kadar çok şey var ki, sayısız çoklukta oldukları için görmemeye veya görmezden gelmeye alışkanlık kazanmışız.

 

Bir de ölüm var. Her an herhangi birimizin başına gelebilir. O zaman dünyanın dertlerinden ebediyyen uzaklaşmış oluruz. Bunu da göz önünde bulundurarak, hiç bir şeye canımızı sıkmadan sadece yapmamız gerekenleri -gücümüz nispetinde- ihmal etmeden vaktinde yapıp gerisini Allaha bırakmalıyız.

Bizim işimiz Allaha kalmadan önce biz işlerimizi Allaha havale edelim.

Yorum (12) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

yokbişey

Tarih: Pazar, Nisil 8, 2007 Saat: 23:10 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

Çok değerli blogcu arkadaşlar,

Gösterdiğiniz büyük dostluktan, iyi dileklerinizden, desteğinizden ve dualarınızdan dolayı her birinize çok teşekkür ederim.

Geçtiğimiz günlerde aşırı gergin vaziyette iken bunun üzerine yaşadığım hayal kırıklığı ile düştüğüm hali kendi kendime abartmışım.

Sadece size ve çevreme değil, kendime de kendimi çok yıpranmış, büyük haksızlığa uğramış gibi göstermişim.

Aslında ben bu şekilde davranacak bir insan değilim. Evdekilerin benim yaşadıklarıma olan bakış açıları beni öyle hissettirmiş olmalı. Kendime hiç yakıştıramadım.

 

Bir anımı anlatayım:

Altı yıl kadar önce çalıştığım bir yerde çok feci bir araba çarpmasına maruz kalacağım anda bir iş arkadaşımın ani bir refleksle beni kenara çekmesi beni mutlak bir ölümden kurtarmıştı.

Ben ise bu olaydan hiç etkilenmemiştim. Sakin sakin iş yerine girerken içerden olayı gören arkadaşlar başıma üşüştüler.

-  Gel şöyle otur..

-  Çok korktuk..

- Çabuk su getirin..

-Valla verilmiş sadakan varmış..

Gibi sözlerle, her biri dehşet içinde konuşuyordu. Her biri hâlâ üzerlerinden atamadıkları ciddi sarsıntı ve dehşetle bana bakıyordu.

Onların bakışları bende onların benden bekledikleri psikolojiyi derhal oluşturdu. Getirdikleri suyu içerken hem bacaklarım hem ellerim titriyordu. Dudaklarım, ağzım bile titriyor, dişlerim bardağı takırdatıyordu. Konuşacak halim kalmamıştı bir anda.

 

İşte böyle. Bakış ve niyet insanı değiştirebiliyor.

 

İkinci bir anım:

Çocukluğumda bir gün ailece ve dayımın ailesiyle Burgaz Adasına gitmiştik. Gezerken, ben bir ara deniz kıyısında beton üzerinde yürüyordum. Bastığım yerler hem yosunlu hem ıslakmış. Ben hiç farkında olmadan rahat rahat yürüyordum. O sırada bir esnaf çok endişeli bir ses tonuyla bağıdı: "Dikkat et düşeceksin, yosunların üzerinde yürüme!" Der demez ve ben adamın ne dediğini anlar anlamaz kayıp düştüm.

İyi ki adam denize düşeceksin dememiş:) Hatta ya "Ayağın kırılır!" deseydi? İyi ki sadece düşeceksin demekle yetinmiş:))

 

Neyse arkadaşlar, tekrar hepinize teşekkür ederim.

Bloglarınıza bir süredir uğrayamıyorum. Galiba bir süre ara vermeye ihtiyacım varmış. Bugün yarın başlarım yine inşallah. Kovulmadıkça burayı bırakacak değilim.

Yorum (11) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Sevgi mi Vicdan mı?

Tarih: Pazartesi, Mart 26, 2007 Saat: 06:34 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

 

Bir arkadaş geçenlerde bu resmi bana e-mail ile göndermiş. Kim olduğunu unuttum. Kendisine teşekkür ederim.

Soruyu şu şekilde değiştirelim: Siz birisini bu şekilde bekliyor musunuz?

Çok kişi evet diyecektir. Hatta ben bile.

En başta anneler ve babalar bu şekilde çocukları için fedakarlık yapmak zorundalar. Sonra, bakıma gözetilmeye muhtaç olan yaşlı annesine, babasına veya kardeşlerine bakan kişiler.

Bu şekilde beklemek demek, başka biri için kendi hayatından fedakarlık etmek demek.

Kolay değil. Bazen olur ki, gönül istemese de vicdan beklemeyi gerektirir.

Allah vicdanlarımızı söndürmesin. Âmin.

Sizin fedakarlığınız ne sebepten? Sevgiden mi vicdandan mı?

Yorum (13) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

.....

Tarih: Pazar, Mart 25, 2007 Saat: 17:41 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->


Buradaki yazı yeni siteye taşındı.

Lütfen buraya >>> tıklayın.
Yorum (yok) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

çeşitli...

Tarih: Cumartesi, Şubat 24, 2007 Saat: 00:27 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

 

Paylaşma alışkanlığının zararları

Hep faydaları mı anlatılsın? Biraz da zararlarından bahsedelim.

1- Bir arkadaşım vardı, kendisi için çok faydalı olabilecek aktivitelerde bulunmayı arkadaşlarıyla yapardı.

Arkadaşları kendisine iştirak etmezse tek başına o aktivitelerde bulunmazdı.

2- Çok zengin bir kadın anlatmıştı: Annesi gıdasızlıktan o kadar zayıf düşmüş ki sonunda hastaneye kaldırmışlar. Hastanede günlerce serum verilerek tedavi edilmiş. Peki bu kadın neden gıdasız kalmış? Çünkü tek başına yemek yemeyi sevmiyormuş. Yaşlı kadın, eşi öldükten sonra yalnız yaşadığı evde tek başına yiyemez içemez olmuş.

Bu konuda sizin ekleyebileceğiniz bir şey(ler) var mı?

 

Kötü bildiğiniz bir insan hakkında tekrar tekrar düşünün. Gerçekten kötü bir insan mı yoksa sadece size karşı mı kötü?

Bir insanın size yanlış yapması onun mutlak kötülükçü biri olduğunu göstermez. Siz evliya bile olsanız, bu bir şey değiştirmez.

Kötü olmadıkları halde size karşı kötü olan insanlar için neler yapmalısınız?

Kendinizi aklamaya çalışmayın. Size karşı olan yanlış tutumunu eleştirmeyin. Kendisine karşı kötülükle karşılık vermeyin. Bu insanın kötü yönlerini anlatmaktan kaçının. Anlatmak zorunda kalırsanız sakın o kişinin kötü yönünü zerre kadar abartmayın. Sakın olmayan bir şey eklemeyin. O kişi hakkında kim kötü söz söylerse siz iyi şeyler söylemeye çalışın. İnsanların o kişi hakkındaki kötü izlenimlerini değiştirmeye gayret edin. Sonunda bu kişi size çok iyi bir dost olacaktır. Bütün bunları kendi iyiliğiniz için değil, o kişinin iyiliği için yapıyorsunuz. Bunu anlayın.

(Mevlana Celaleddin Rumi'nin bir tavsiyesinin Blogcu Kiremitin "kendi kafasına göre" yaptığı değişik bir açılımıdır)

Yorum (9) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

yas tutma ihtiyacı

Tarih: Pazartesi, Ocak 15, 2007 Saat: 19:10 Kategori: Psikoloji
Eski Sayfa->

Acı veren olaylar karşısında, hüsrana uğramış olduğunuz zamanlarda, yapılacak en iyi şey o acı ile yüzleşmektir. Yas mı tutacaksınız, ağlayacak mısınız? Pişmanlığınızı mı dile getirmeye ihtiyacınız var? Ya da tövbe etmek mi istiyorsunuz? Bütün bunları tam zamanında hakkıyla yerine getirmelisiniz. Sıcağı sıcağına yas tutmalı, sıcağı sıcağına ağlamalısınız. Hüzün kıvılvcımlarını tutuşturup büyük üzüntüler haline getirmeli, o üzüntüyü yaşamalı, yanıp bitmelisiniz.

Böyle yapmazsanız o acılar hayatınızda ciddi izler bırakır. Yas tutan kişileri teselli ederken hata edip de her şeyi unutturmaya çalışmayın. Onları konuşturun, bırakın rahatça acılarıyla yüzleşsinler, anlatıp içlerini döksünler, deşarj olsunlar. Akması gereken göz yaşları zamanında akıtılmazsa manevi birer zehir gibi kalbde devamlı kanayan yaralara sebep olurlar.

Yorum (5) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
lar | Eski Sayfalar->

Kategoriler

ziyaretçi



En Üste Dön


Locations of visitors to this page
tracker