resim fotograf blog
...

portakaldan süs

Tarih: Pazar, August 5, 2007 Saat: 01:48 Kategori: Vicdan - Din
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

 

Geçen haftaki Beşiktaş'la ilgili yazıma eklemediğim fotoğraflardan biri bu.

Mekân: Beşiktaş, Sinanpaşa İş Merkezi, Café Taraça..

Bu gördüğünüz portakal dilimleri geçen yıl da orada aynı şekilde duruyordu.

Çok güzel bir dekoratif unsur. Resimde oradaki gibi güzel görünmüyor.

 

Şimdi bu resme kınayıcı gözle bakalım:

Yani bazıları satın alıp yiyemez, bazıları da gördüğünüz gibi dilim dilim kesip kurutarak süs malzemesi ederler.

Aslında burada kınanması gereken bir şey yok. Allahın nimetleri bazı yerlerde hesapsız bol.

Öyle ki, yığınlarla kasten çürütülen meyveler sebzeler var. Amaç piyasadaki fiyat dengelerinin bozulmaması imiş.

Kınamamız gereken asıl mesele, dünyanın bazı yerlerinde açlıktan kırılan insanlara yiyecek ulaştırma imkânı olan kişi ve kuruluşların o imkânlarını insanlara yardım için kullanmamalarıdır.

Bir de Hacc ibadetinde kesilen hayvanların değerlendirilmemesi, kurban edildikten sonra çukurlara gömülmesi vardı. Bilmiyorum onca et günümüzde hâlâ ziyan oluyor mu..

Ayrıca bazı Avrupa ülkelerinde zaman zaman tonlarca süt ihityaç fazlası olduğundan ya da saçma sapan sebeplerle yok edilir.

Bir gün insanlık iyi bir seviyeye gelecektir elbet: Ama bu fakire o günleri görmek nasip olacak mı bilinmez...

 

 

Yorum (6) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Ödül

Tarih: Cumartesi, August 4, 2007 Saat: 23:06 Kategori: cocuk
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

Resmi koymuyorum.

Söz konusu resmi daha önce çok defa görmüş olabilirsiniz.

Bu defa resim yerine tasviri daha uygun gördüm.

 

Afrikalı küçük bir çocuk, gıdasızlıktan bir deri bir kemik kalmış, ıssız bir yerde sürünüyor.

Bir yerlere ulaşmak istiyor ama fazla gücü kalmamış.

Peşinden bir akbaba onu takip ediyor. Öldüğü anda onu yiyecek.

 

Akbabadan çok daha çirkin bir yaratık daha var yakınında:

Ödül peşinde olan bir fotoğrafçı!

 

Anlatılanlara göre resmi çeken fotoğrafçı bu fotoğraf sayesinde çok önemli bir ödül almış.

Zaten her şeyde amaç ödül almak.

Ödüller insanlığımızı arttıracaksa hepimiz ödüller peşinde koşalım.

Sonra ise bu fotoğrafçıda psikolojik bozukluklar baş göstermiş.

Çektiği manevi acılara dayanamayarak intihar etmiş.

 

Sağcı olmak beni daha faziletli yapacak mı? Solcu olmak?

İslamcı olmak?

Bunların hepsi yani şuculuk buculuk insanların uydurduğu şeyler.

Allahın rızasına talip olabiliyor muyuz? İşte bu yok.

 

Hepimiz öleceğiz. Bu dünya hiç kimseye kalmayacak. Bütün izmler, bütün ideolojiler bu dünyada kalacak. İman bile bu dünyada kalacak.

Öbür tarafta ihtiyaç yok çünkü. Orada insanlar dünyada iken yaptıkları hayırlı işlere göre ya da kötülükleri yapmaktan kendilerini engellemelerine göre değerli olacaklar.

İman ediyorum demek bizi kurtarmaz.

Kuranı Kerimde Ankebut suresinin başında ikinci ayette bu yazılıdır.

 

Ödül diyordum. Bir de birbirimizi aferinlerle bravolarla ödüllendirmek var. Burada amaç birbirimizi uygun gördüğümüz yollara yönlendirmek.

 

Çevremdeki insanlara yararımdan çok zararım var. Dağ başına filan kaçsam. Kimseye zerre kadar zararım olmasa. Bir uzlet gerekiyor bana.

 

 

Yorum (6) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

ekoloji ile ilgili

Tarih: Perşembe, August 2, 2007 Saat: 23:47 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Bunu bugün Harbiye'de gördüm. Öndeki yazı ve yerdeki yazının yakın görüntüleri aşağıda.

 

 

Yılmaz Zenger kimdir?

Profesyonel endüstri tasarımcısı olduğu söyleniyor. Mimar olduğu söyleniyor. Sanatçı olduğu söyleniyor. Merak edenler Google'dan araştırabilir.

İnternette kendi web sayfası var ama her ne hikmetse Türkçe olarak yapmaya gerek görmemişler. Linki burada: http://yilmazzenger.com/

 

 

Bu konu ile ilgili bilgi isterseniz burayı tıklayın: İnekolojik Densizlik

 

Ayrıca, konu ile ilgili site: cowparade-istanbul

 

 

Yorum (4) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Gece ve Yağmur

Tarih: Perşembe, August 2, 2007 Saat: 19:13 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

 

gece_yagmur></p> <p style= 

Dünden beri hava serin. Dün gece yarısından sonra sağanak yağmur yağdı.

Pencereden yağmurun resmini çekmeye çalıştım.

Yorum (4) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

İstanbul Kitapçısı

Tarih: Salı, Temmuz 31, 2007 Saat: 21:34 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

İSTANBUL KİTAPÇISI

 

Burayı çok daha önce de ziyaret etmiştim ama geçen kış ilk defa dikkatle incelediğimde kültür dünyamızda çok önemli çalışmalarımızın yapılmış ve yapılıyor olduğunu, bu gördüklerimin mevcut kültürel çalışmalarımızın sadece bir parçası olduğunu görünce sevinmiştim.

Çeşitli yazılı kaynaklarımız incelenmiş, yeniden basılmış, bazı kültürel tanıtım filimleri hazırlanmış, CD'lere aktarılmış, burada satışa sunulmuş. Ayrıca bazı önemli filimlerimizin, tarihi kıymeti olan bazı eski televizyon dizilerimizin bile CD'lerini burada bulabilirsiniz. Çeşitli belgesel nitelikli çok önemli CDler de bulabilirsiniz. İstanbul ile ilgili çok şey var.

 

 

 

Yeri: İstiklâl Caddesi'nde, Galatasaray Meydanı'ndan Tünel'e giderken az ileride, solda.

İstanbul ile ilgili kitaplar var. CD'ler halinde zengin bir kaynak birikimi var.

Ayrıca çeşitli Türk Sanat Müziği eserleri de bulunuyor. Çok eski taş plaklardaki müzikler, şarkılar titizlikle kayıt edilerek CD'lere aktarılmış. İşte bu bambaşka bir güzel çalışma. Meraklıları taş plakların orijinallerini kolay kolay bulamazlar. Zaten sayıları sınırlıdır. Ama burada CD olarak alabilirler.

 

 

 

Müşterilerin yorulabileceklerini de düşünmüşler. Gördüğünüz gibi her şeyi ayakta incelemek zorunda değilsiniz. Bir de çay-kahve servisi olsaydı çok iyi olurdu. Ama bunun için fazla büyük bir yer değil.

 

İstanbul ile ilgili, Türk Tasavvuf müziği ile ilgili çok şeylerin dışında batı dünyasının klasik müzik eserleri de var.

Bu kitapçının en önemli özelliklerinden biri, fiyatların diğer yerlere göre çok düşük olması.

 

Bu satış yerinde kitaplardan CD'lerden başka maket, resim gibi çeşitli küçük hediyelik eşyalar var. Aşağıda birkaçının resimleri görülüyor.

 

* * *

* * *

* * *

 

Yorum (5) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Santa Maria Draperis

Tarih: Pazar, Temmuz 29, 2007 Saat: 22:44 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Kiremit kilisede - 2

Latin Katolik Kilisesi

Santa Maria Draperis

Dün anlattığım kilise değil bu. Bu resimleri o resimlerden bir gün önce, 19 Temmuzda çekmiştim. İki kilise birbirlerine çok yakın. Bu sefer tarihçesini buraya yazmak yerine meraklıları internette bu kilisenin tarihçesinden bahsedilen bir siteye yönlendiriyorum:

http://www.netyorum.com/sayi/124/20030306-08.htm

Adam emek vermiş yazmış. Güzel de anlatmış.

 Ancak şunu eklemek istiyorum: Bu kilisenin bugünlere gelmesinde bir Osmanlı Padişahının katkısı var. Bu aşağıdaki resmi internetten buldum, ben çekmedim. Aşağıda linkini verdiğim siteden alıntıdır.

Söz konusu padişah ile bu kilisenin inşası arasındaki ilişkinin perde arkası için aşağıdaki linki tıklayın.

http://www.hristiyanforum.com/forum/archive/index.php/t-3172.html

 

Kiliseye merdivenlerden inerek giriliyor. İstiklal caddesinden bihayli aşağıda. İçerisi gayet serindi.

 

İçerden ilginç bir görüntü. İçersi flaş kullanmadan resim çekmek için oldukça karanlıktı ama flaş kullanmadığım halde resimler fena değil yine de..

Bu kilise SentAntuan kilisesi gibi rağbet edilen bir kilise değil. Oysa ikisi de Fransisken Katoliklerinin kiliseleri.

Bu da kilisede duvarda bulunan bir taş üstüne kakma yazı veya çivi yazısı tekniğiyle yazılmış bir kitabe. Latince olsa gerek..

 

Bu da bir Aziz ikonu (ikon veya ikona, her neyse, bilmiyorum. Böyle resimlere verilen ad.). Kim olduğu yazmıyordu. Resmin içindeki yazıyı ise okuyamadım.

 

Kilisede sadece bunu flaş kullanarak çektim çünkü bulunduğu yer çok karanlıktı. Resim çok büyük. Eni ve boyu üçer metre kadar..

Yahya Peygamber tasvir edilmiş olabilir. İnsanlar tövbe ediyor veya iman ettiğini belirterek vaftiz oluyorlar. Bir çeşit boy abdesti alıyorlar. Diğer insanlar ise bir kişi daha iman etti kurtuldu diye sevinçle bakıyorlar. Çok anlamlı bir tasvir.

 

Kilisede hiç kimse yoktu. Bunlar insanların vicdanlarına emanet.

 

Kilise tavanından bir görüntü..

 

Bir ikona daha..

Yorum (5) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Saint Antoine

Tarih: Cumartesi, Temmuz 28, 2007 Saat: 23:42 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Kiremit kilisede - 1

 

İstanbul'da katoliklerin ve bu resmini çektiğim SentAntuan kilisesinin tarihçesi:

1221'de Fransiskenler İstanbul'a yerleşmiş. Uzun yıllar boyunca detaylarını bilmediğim bazı olaylar yaşanmış, bazı ibadethaneleri gelmiş geçmiş. Sonunda Pera'da yani Beyoğlu'nda 1774'te Aziz Antuan Kilisesi yapılmış.  Bu kilise 1904'te tramvay yolu inşası için yıkılmış. Rahipler aynı caddede kiliselerini kurabilecekleri yeni bir alan aramışlar. 1906'da bugünkü kilisenin temeli atılmış. Maddi kaynak bulamama sıkıntılarından dolayı kilise inşaatı ancak 1911'de tamamlanmış. 1912'de kilise ibadete açılmış.

 Bütün bu resimleri 20 Temmuzda çekmiştim. Kilisenin içinde çok kişi vardı. Benden başka iç mekan resmi çeken olmamasını garip bulmuştum. İşimi bitirip dışarı çıktığımda giriş kapısında resim çekmenin yasak olduğu uyarı yazısını görünce meseleyi anladım. Ama görevliler beni uyarmamıştı.

 

SentAntuan kilisesinin ön cephe görüntüsü.

 

Kiliseye gelenlerin oturdukları sıraların arasındaki bu yolun İngilizcede özel bir adı var: Aisle (ayl okunur). Sinema ve tiyatrolardaki benzer geçitlere de aynı ad verilir. Türkçede karşılığı yok bildiğim kadarıyla. Bizim katolikler buraya ne ad veriyorlar bilmiyorum. Ben İngilizcedeki gibi "Ayl" diyeyin en iyisi.

 

Normal bir insan boyutlarında olan bu heykelin altına "Merhametli İsa" yazmak çok güzel bir fikir. Peygamberlerin "Merhametli" sıfatını unutmamak, unutturmamak lazım.

 

Mum yakılan yerlerden biri. Eni iki metre kadar. Dikkat ederseniz üzerinde "Deus Meus Et Omnia" yazıyor. Anlamını bilenlerin tercüme etmeleri rica olunur. Buranın yan tarafında metal bir levhada (onun da resmini çektim) Türkçe olarak aynen şu yazıyor:

 

Ey Rab,

Mum tek başına dua etmez.

Fakat sen Lütfet!

Yaktığım bu mum,

Yaşadığım zorluklarda,

Aldığım her kararda

BENİ AYDINLATAN IŞIĞIN OLSUN!

 

İçimdeki her gururu,

Beni boğan bencilliği,

İşlediğim tüm günahları

YAKAN ATEŞİN OLSUN!

 

Ailem için, Tanıdıklarım için,

Bugün karşılaşacağım kişiler için

SEVGİNİN ALEVİ OLSUN!

 

Merhamet et yüreğimizdeki karanlıklara,

Ey Rab,

Senin Evinde uzun süre kalamıyorum,

Ama bu mumu bırakıyorum.

Sana kendimden bir parça gibi sunuyorum.

Sevgiyle bugünü yaşamama yardımcı ol

Amin.

 

Kiliseden bir görünüm daha..

Kilisenin adı:

SentAntuan, veya Aziz Antuan: İngilizcesi Saint Anthony...

 

Bu yazı, kilise kapısına asılı olan kâğıtlardan biri. Eğer içeri girmeden önce bu yazıyı okusaydım bütün bu resimleri çekemeyecektim!

Bu bir Papa heykeli. Elinde kanatlarını açmış bir güvercin var. Kaçıncı veya hangi Papa olduğunu bilmiyorum. O an araştırmak aklıma gelmemişti.

Bu da giriş kapısının üst tarafı.

 

Hemen bu solda anlattığım "ayl"dan bir görüntü daha.

Baş tarafta bir levha var:

"İbadet için ayrılmıştır." yazıyor. Yani "Ayl"da yürümek nasip olmadı. Yazıyı görmeseydim kesin dalardım:))

Onun altında ise Allah seni seviyor!" yazıyor. Bundan çok etkilendim. İyi etmişler yazmakla.

Bizim camilerde de Allah seni seviyor, kim olursan ol yine gel, ümitsizlik kapısı değil burası gibi yazılar olsa ne kadar güzel olurdu.

 

Kilisenin içinden bir görüntü. Her taraf pırıl pırıl tertemiz. Dekorasyon çok hoş.

 

Buraya ne ad veriliyor bilmiyorum. Buraya geçmek kırmızı kumaş iplerle engellenmiş olduğundan tam karşısına geçemedim. Resim onun için böyle sağ taraftan çekildi.

 

Bu da kilisenin tavanı.

 

Bu mermer şeyin boyu bir metreden biraz fazla gibi. İçinde su var. bunlar aslında iki tane olup girişe yakın yerde sağda ve solda bulunuyorlar.

 

 

Son olarak (aşağıda) İnternette bu kilise hakkında en üstteki bilgiyi aldığım siteden bir dua.. Yazı rengi ve boyutu orijinal halindeki gibidir. Duaya dikkat edersek: Allahtan değil, bir kuldan isteniyor. Hıristiyanlığı tasdik edip bizdeki tarikatleri reddedenlerin kulaklarını çekmek lazım:)) Benim fikrimi sorarsanız, bence Allah sevdiği kullarından ricada bulunan insanları cezalandıracak kadar zalim değildir.

Ayrıca: En küçük şeyden incileri dökülen kişilere bu duanın içeriğindeki anlamlı sözleri hediye ediyorum.

 

KÖTÜLÜKLERDEN VE

OLUMSUZLUKLARDAN

ÖZGÜR KIL BİZİ

 

Ey İsa, özgür kıl bizi, kurtar bizi,
Sevilme arzusundan,
Muhteşem olma arzusundan,
Onurlu olma arzusundan,
Övülme arzusundan,
Tercih edilme arzusundan,
Danışılma arzusundan,
Onaylanma arzusundan
Ünlü olma arzusundan,

Ey İsa, özgür kıl bizi, kurtar bizi,
Alçakgönüllü olma korkusundan,
Küçük görülme korkusundan,
Suçlamalara maruz kalma korkusundan,
İftiralara uğrama korkusundan,
Unutulma korkusundan,
Haksızlığa uğrama korkusundan,
Gülünç duruma düşme korkusundan,
Kuşku duyma korkusundan,

Ey İsa kılavuz ol bana,
Ölümden yaşama geçmeye,
Yalandan gerçeğe dönmeye,
Ümitsizlikten ümide ulaşmaya,
Korkudan güvene,
Nefretten sevgiye,
Savaştan barışa kavuşmama.
Yüreklerimizi,
dünyamızı ve evrenimizi barış doldursun.

Amin.

 

 

Yorum (8) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Beşiktaş

Tarih: Cuma, Temmuz 27, 2007 Saat: 03:32 Kategori: Foto Blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->
BEŞİKTAŞ
Buradaki Beşiktaş resimleri olan yazı yeni siteye taşınmıştır.
Ulaşmak için >>> tıklayın.


Yorum (yok) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Yapmayın Etmeyin!

Tarih: Perşembe, Temmuz 26, 2007 Saat: 02:07 Kategori: blog
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Çok saygıdeğer, çok değerli blogcu dostlarım, kardeşlerim, evlatlarım:

Bazılarınızın sayfalarınızı ziyaret ederken sayfanızın açılması için uzun uzun beklemem gerekiyor. Sizin için beklenir. O kadarcık da mı hatırınız olmasın değil mi ama?

Ama biraz önce sizlerden birinizin blogu yüzünden bilgisayarım takıldı kaldı. Hiçbir şey çalışamaz oldu. Yazmakta olduğum yazı kayboldu. Büyük zarara uğradım. Bilgisayarımın motorları yandı diye aklım başımdan gitti.

Neden? Ne halt varsa doldurmuşsun bloğuna be kardeşim! Resimler animasyonlar cava sçripitler, saat, borsa, döviz kurları, hava durumu, burcunu oku, anket, gazete, bir gazete olsa neyse, 97 gazete! Senin blogda 97 gazete olacak da ne olacak ha? Sana madalya mı takacaklar? Sonra sen o gazeteleri okuyor musun? Sonra o çizgi resim çıplak bacaklı aptal kız resimleri ne işe yarıyor? Boydan boya 20 tane mini etekli büyük gözlü salakça çizgi resimler. Daha bitmedi: yine bigoo.comdan aldığın 54 büyük süslü püslü resim harflerle blog ismini vesaireni yazmışsın. Aman ne gerekli şeyler! Dahası var. hoşgeldiniz mesajı.. tamamı tıkla. sonra güle güle mesajı.. tamamı tıkla. Bunlar ne işe yarar kardeşim? Emeklerine yazık değil mi?

Peki bir ziyaretçi sayacıyla yetinmeyip 7 ziyaretçi sayacı kullanmanın ne gereği var? Bunu hiç anlamadım.

Bir de 19 ayrı slayt var. 20 yapsaydın bari, yuvarlak hesap olurdu. Load olması için bekleyin yazıyor ingilizce olarak.. Bunlar senin karnını mı doyuruyor yoksa blogcu arkadaşlarına işkence etmek midir amacın?

Ayrıca: Arkadaşlarının bannerleri! 84 tanesini tek tek sayfana doldurmuşsun. Bununla da yetinmemiş, önüne gelen blog ekle sitelerine üye olup 151 tane de onların bannerlerinden eklemişsin sayfana!

Şimdi bu durumda "çüş artık" denmez de ne denir?

O kadar gereksiz saçmalıklarının arasından zavallı kiremit senin yazını bulacak da okuyacak da sana yorum yazma zahmetinde bulunacak!

Yazına ulaşabildim diyelim: Bir şeye benzese bari. Kimbilir nereden aldığın her blogda kıyamet gibi bol bol kullanılan yazılardan biriyle karşılaşıyorum!

Onca gereksizliklerden sonra, bir sayfada 35 yazı birden alt alta görünmesi de artık yaptığınız saçmalığın ultrası oluyor. Ben bile kendi bloğumda o kadar sadelik içinde bir sayfada bir yazı bulunduruyorum. Sırf size kolaylık olsun, gereksiz yere sayfaların açılmasını beklemeyesiniz diye..

Sonra bir de utanmadan "bana niye kimse yorum yazmıyooo" diye mızmızlanırsınız.

Bundan sonra bu tür blogları kara listeye almaya karar verdim. Bu tür bloglara artık uğramayacağım. Benim bilgisayarımın da bir canı var. Yazıktır günahtır. Çüş yani..

 

Çok Önemli not:

Yazımın ana fikri iyice anlaşılsın ve yazım çarpıcı olsun diye rakamları birazcık abarttım. Ama, yazdıklarım çoğu bloglarda karşılaştığım şeylerdir. Sonda yazdığım kara listeye aldım sözüm şaka değildir. Zaten yarım kalmış aklımı sizin sinir illeti bloglarınızda harcayamam. Kimse kusura bakmasın. Herkes kendi kusurunu görsün. Sayfalarınızın açılması bazen hiç mümkün olmadığı gibi bilgisayarıma zarar veriyor.

Tavsiyem:

Eğer yazılarınızın okunmasını istiyorsanız, yeni bir şablon seçin. Sayfanızda ne var ne yok hepsini yok edin siz de kurtulun zavallı kiremit de kurtulsun.

Çok daha önemli bir not:

Dindar, dinine düşkün, dini yazılar yazan blogcularda da benzer şeyler oldukça yaygın. Hele size hiç mi hiç yakıştıramıyorum bunları!

Beğenmediğiniz sağcılar solcular sizin yaptığınız çocukluğu yapmıyor. Siz bu kafayla onlara akıl mı öğreteceksiniz? Derhal sayfalarınızı sadeleştirin Kuran Sünnet ışığında yeniden dizayn edin.

 

Yorum (7) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Örgütlenmek

Tarih: Çarşamba, Temmuz 25, 2007 Saat: 06:40 Kategori: fikir
<-Yeni Sayfa Eski Sayfa->

Bir hanım blogcu arkadaşım sivil toplum örgütlerinin öneminden bahsederek bunu seçim sonuçlarıyla ilgili yazısının içinde dile getirmiş. Ona yorum yazarken eski bir yazımı hatırladım.

(Blogcu hanımın "Sivil toplum örgütlerinin çoğalması ve güçlenmesi" konusundaki yazı için bu satırı tıklayın.)

Ben bir ara bu konuyu (tarafsız yazı başlıklı yazımda) anlatmaya çalışmıştım.

O yazımdaki rejim tehlikede mitingleri hakkındaki sözlerimde bazı kişilerce yanlış anlaşılmış olabilirim.

Ama görüldüğü gibi haklı çıktım.

O mitinglerdeki kalabalıklar içinde dava adamları yoksa, ciddi örgütlenmeler yoksa köpük gibidir. Bir anda söner.

Halkımızın genelinde siyasi bilinç hiç yok.

Aynı gün içinde en küçük bir telkin ile sağcı iken solcu, solcu iken sağcı olarak değişiveriyorlar.

Ama örgütleşmiş cemaatlerde bu yok. Veya son derece nadir.

Partiler halkı değil, halk partileri yönlendirmelidir.

Bunu bizim insanımız anlamadı gitti.

Halk kuvvetli olacak ki seçtikleri milletvekillerine göz açtırmasın, o milletvekilleri sorumluluğunu bilsin yanlış yapmadan çalışsın. Halkın şuurlu tavrı karşısında korkusundan tir tir titresin.

 

Şimdiki durum nedir? Halk bir adamı milletvekili yapıyor, sırf filan partiden veya filan görüşten olduğu için. Ama adamı tanımazlar. Hiçbir bağlantıları yoktur.

Ben kendisiyle konuşamayacağım, denetleyemeyeceğim adamı, benden korkmayan, beni kale almayan adamı niçin milletvekili yapayım? Bu yüzden oy verme zahmetinde bulunmadım.

 

Ve işte zülfü Livanelinin ortaya çıkardığı Yaşar Nurinin şahitlik yaptığı skandal konuşuluyor bütün dünyada şimdi.

 

Kısacası ciddi örgütlenmeler hayati önem taşıyor.

Bugün kurulacak sivil toplum örgütleri gece gündüz hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan var güçleriyle çalışırlarsa gelecek seçimlerde -belki- istedikleri kişilere hükümet kurdurabilirler, hem de kalıcı olarak..

Üstelik milletvekillerinin kim olacağına da kendileri karar verir. Öyle falanın filanın aday olmalarını beklemezler. Bu ciddi işlerde "ben yaparım" diyenlere değil, örgütlenmiş kitlelerin "filan yapmalıdır" dediği kişilere vazife verilir. Seçimlerde onlar adaylığını koyarlar.

 

 

Yorum (4) :: Yorum Yazabilirsiniz :: Bağlantı
<-Yeni Sayfalar | Eski Sayfalar->

Kategoriler

ziyaretçi



En Üste Dön


Locations of visitors to this page
tracker